| Bir strateji tıkır tıkır işliyor ve aydınlarımız safha safha o stratejiyi içselleştiriyor. Şu KCK ve DTP meselesine bakalım: Kısa süre öncesine kadar KCK da DTP de yoktu. Kapatılıp açılan partiler ve PKK vardı. Sonra Demokratik Toplum Kongresi çıktı.Kendi kendime soruyorum:
-Acaba Öcalan ve çevresinin stratejik ustalığı mı, yoksa bizim aydınlarımızın zihinsel körlüğü mü?
Bir strateji tıkır tıkır işliyor ve aydınlarımız safha safha, o stratejinin ürünlerini içselleştiriyor.
Şu KCK ve DTP meselesine bakalım:
Bundan kısa süre öncesine kadar KCK da DTP de yoktu. Kapatılıp açılan değişik partiler ve PKK vardı, partiler Meclis’te oynuyor, PKK dağda oynuyordu.
Sonra Demokratik Toplum Kongresi kamuoyu önüne çıktı.
Geniş bir çatı örgütü hamlesi idi bu. Bir ortak cephe oluşumu. Sol jargonda, bu yapıların karşılığı vardır. Bunlar sizden farklı ideolojik çizgide olanları kullanmak için oluşturulur. Dilinizi ılımlı tutabildiğiniz ve kendi ideolojik çerçevenizi bağırgan bir üslupla ortaya sürmediğiniz ölçüde başarılı bir kullanım gerçekleşebilir.
DTP’de başlangıçta böyle geniş bir ortak cephe oluşumu gerçekleşti. Baktım, o çatı altında hiç de ideolojik birliktelikleri olmayan insanlar, sözüm ona “Kürt sorunu” etrafında bütünleşmişlerdi.
Sonra, bazıları o ortak platformun nereye aktığını gördü ve araya mesafe koydu. Ama hâlâ, Ahmet Türk ve Aysel Tuğluk, yanlarına farklı ideolojik kimlikteki Altan Tan’ı da alarak, ortak “Kürt iradesi” görünümünü pazarlamaya devam ediyorlar. Ama biliniyor ki, DTP, Öcalan eksenli bir yapılanmadır ve önemli bir Kürt topluluğu ona mesafelidir.
Acaba, aydınlarımızın zihninde DTP nerelerde duruyor, doğrusu sorgulanmaya değer.
DTP bilmecesi henüz çözülmeden, bu defa KCK’nın konuşulmaya başlandığı günler geliyor.
KCK, KCK, KCK…
Acaba ne bu?
Sonra açıklanıyor. Bu daha üst, üst bir örgüt. DTP’nin de, PKK’nın da, BDP’nin de üstünde bir örgüt. Yani birdenbire aldık bu örgütleri KCK’nın çatısı altına soktuk.
Evet, KCK diye örgüt var.
İllegal bir örgüt bu. Yani yeraltı yapılanması.
Bir süre devlet sessiz izliyor örgütü. Aydınlarımızın zihninde bir sorgulama ortaya çıkmıyor?
Neyin nesi bu örgüt, kim var yeraltında ana kumanda merkezinde, neyi amaçlıyor, ne kadar derinlerde, hangi boyuta geldi?
Bir illegal örgüt söz konusu olduğunda, hele bu örgüt, silahlı örgütün miadının dolduğu bir zamanda devreye girmişse, nasıl bir yapılanma içindedir, bu merak edilmez mi, bu araştırılmaz mı, bunun hedefleri sorgulanmaz mı, örgüt yapısı ortaya çıksın istenmez mi?
Yoo, öyle bir sorgulama gerçekleşmiyor aydınlar dünyasında…
Sanki çok tabii bir olgu imiş gibi muamele görüyor.
Sonra polis raporları, sonra gözaltı ve tutuklamalar, sonra iddianameler geliyor…
Müthiş şeyler.
Aydınlarımız yine, o müthiş şeyleri sorgulamak yerine, sanki onlar çok tabii, çok olağan, Kürt sorununun çözümü söz konusu olduğunda her boyutu ile meşrulaştırılacak şeylermiş gibi, gözaltı ve tutuklamalara odaklanıyor.
Evet, o gözaltı ve tutuklamalardaki kelepçeli ve sıra sıra teşhir görüntüsü kabul edilebilir olmadı. O görüntülere yönelik tepki kaçınılmazdı.
Ama o görüntülere yönelik tepkiyi, KCK’nın arkasındaki strateji dünyası, KCK’yı legal bir örgüt gibi kullanabilme ve aydınlarımızın zihnini ütüleme fırsatı olarak değerlendiriyor ki, bu önemli bir kırılma noktasıdır.
Şu anda sanki aydınlarımızın zihninde KCK legal bir yapıdır ve ona yönelik adli süreç, devletin ve AK Parti’nin Kürt sorununun çözümündeki sapmasının göstergesidir.
Oysa KCK olgusu, derinleşerek sürüyor.
Derinleşerek ve Kürt sorununu gerçekten içinden çıkılmaz hâle getirerek.
Çünkü KCK yapılanması Avrupa’yı, Kandil’i, içerdeki siyasi yapılanmayı ve yerel yönetimleri tahakkümü altına alan ve ortaya çıkan görüntülere baktığımızda, neredeyse tüm alanlarda mutlak egemenlik arayışında olan bir yapılanma.
Geçen hafta, KCK’nın Kürtler ve Doğu – Güneydoğu üzerindeki tahakkümüne ilişkin sağlıklı bir değerlendirme, Zaman’da yer aldı.
Turgut Özal Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olan Yrd. Doç. Dr. Mahmut Akpınar “Dün JİTEM, Bugün KCK” başlıklı yazısında, geçmişte bir yeraltı örgütlenmesi olan JİTEM’in başına buyruk terörünün, bugün KCK tarafından icra edildiğini çok net değerlendirmelerle anlattı.
Yazının KCK ile ilgili paragraflarını, yani “vahim tablo”yu sizlerle paylaşmak istiyorum:
“2010’lu yıllardayız ve bölge yine zorbalığın, şiddetin, baskının mengenesi altında inliyor. Bu defa, Kürtler adına hareket ettiğini, Kürtlerin haklarını savunduğunu iddia eden KCK inletiyor bölgeyi. Şehirlerde, yerleşimlerde, toplumun içinde yapılanmış bu örgüt, Kürt halkı üzerinde Stalinist bir baskı kurma çabasında. Hakkâri, Yüksekova, Şırnak gibi bölgelerde ve kontrol edilebilir büyüklükteki pek çok yerleşimde, varoşlarda ciddi hakimiyetleri var. Gücünü ve desteğini dağdan alan bu yapı Kürtlere, dün JİTEM’in yaptığından ötesini yapıyor. 16-18 yaşında KCK sorumlusu çocuklar çarşıları dolaşıyor ve bütün dükkânları kapatabiliyor. İstediği kimseleri “vergi” namıyla haraca bağlayabiliyor. Örgüt, fakir-mağdur Kürt ailelerin çocuklarını önüne katarak sokakları, caddeleri, kentleri cehenneme çeviriyor. Araçları yakıyor, otobüsleri kundaklıyor, masum insanlara zarar veriyor.
“KCK, PKK terör örgütünün şehir yapılanması değil. KCK, PKK’nın da üzerinde, dağı da, şehirleri de yönlendiren ve yöneten örgütün üst yapısı. Demokrasiyi istismar ederek, sivil-örgütlü toplumun imkânlarından yararlanarak Kürtleri kontrol etmeyi ve dönüştürmeyi hedefleyen ve bunda epeyce de başarılı olan, planlı-hedefli çalışan bir yapı. KCK, JİTEM’i aratmıyor; daha yaygın ve daha katı bir baskı uyguluyor bölgeye. Yeşil’lerin yerini KCK’nın yeniyetme militanları aldı. Bölgenin belediye başkanları, milletvekilleri bu yapının elinde birer oyuncak! “Bağımsız, özgür siyaset!” diye dolaşan, “demokrasi”den bahseden Kürt siyasetçileri, PKK’ya da hükmeden KCK sufle ediyor. Bu yapının beyin takımı Avrupa’da yaşıyor; stratejileri Batı’da belirleniyor. Devleti “aciz”, örgütü “güçlü” gösterme ve Kürtleri bu yapıya teslime zorlama şeklinde uzun vadeli ve ince bir strateji izliyorlar. Seçimleri çok iyi planlıyorlar; kontrollerindeki belediyelerde taraftarlarını “iskân” ve ötekileri “kaçırma” politikaları uygulayarak örgütün hâkimiyetini perçinliyorlar. KCK, demokrasinin sunduğu imkânları sonuna kadar kullanarak, ayrılıkçı Kürtçü harekete bölgede egemenlik alanları oluşturmaya çalışıyor. Kurtarılmış hale getirdiği yerlerde Türk, Arap, Çerkes, Süryani vd. unsurların barınmasına fırsat vermiyor; kendisini desteklemeyen Kürtler dâhil, başkasına hayat hakkı tanımıyor. Hakkâri, Yüksekova sürekli göç veriyor. KCK ise bütün bölgeyi Yüksekova’ya, Hakkari’ye çevirme çabasında!..
“KCK, medya planlaması ile lehine gündem oluşturmayı, liberal aydınların ve Batılıların desteğini almayı başarıyor. Kendisine yapılan operasyonları bir STK’ya, demokratik bir harekete yapılmış gibi göstermekte mahir. Güvenlikten sorumlu politikacılar muğlak, müphem bir “açılım” hesabına örgütün bölgeyi ele geçirmesine göz yumdu; yumuyor. Böyle devam ederse, 12 Haziran’da sokak sokak örgütlenmiş KCK militanları nedeniyle, pek çok yerleşimde serbest, özgür, güvenli seçim yapılamaz.
“Otuz yıldır silahlardan, şiddetten bıkmış Kürtler bugün KCK’dan muzdarip. “Yıllarca JİTEM’den çektik, şu anda ondan daha beter KCK’dan çekiyoruz!” diyorlar… Gölge devlet, derin devlet bölgeden çekildi; ama gerçek devlet bölgede alana inemedi… JİTEM’in misyonunu KCK sürdürüyor…” (Zaman, 21.03.2011)
Türkiye, denetim dışında kalan Kürt aydınlara, sanatçılara yönelik ucu öldürmeye kadar varan tehdidi gördü. Türkiye, sokak ortasında polis müdürü tokatlayan milletvekilini gördü. Türkiye, sokak sokak otomobil kundaklamalarını gördü. Türkiye, çocukların nasıl manipüle edildiğini gördü.
Ben, aslen Kürt olmayan aydınlarımızın “Kürt sorunu”na gösterdiği duyarlılığı önemsiyorum. Bu bir insanlık vecibesidir. Bu ülkede bir tek kişinin canı yansa, insani hassasiyet ona sahip çıkmayı gerektirir. Kürt sorunu ise, çok can yakan bir sorun. Onun için, bu sorunun çözülmesi için, aydınlar azami duyarlılığı sergilemeli.
Ama, yine aydınlar, Kürtleri “Türk derin devleti”nin elinden alıp, “Kürt derin devleti”ne teslim söz konusu olmaya başlıyorsa, orada da sesini yükseltmeli. Bunu devletten önce aydınlar yapabilmeli. Bilinmeli ki KCK, artık bir “Derin Kürt yapılanması” mantığı ile iş görüyor.
http://www.aksiyon.com.tr/aksiyon/yazar-29024-17-aydinlarda-kck-jetonu-dusecek-mi.html |