<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>zest!™ Society &#187; Alıntı</title>
	<atom:link href="http://www.myzest.com/category/alinti/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.myzest.com</link>
	<description>"Sosyal Bi' Hadise"</description>
	<lastBuildDate>Tue, 17 Jan 2012 14:46:10 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3</generator>
		<item>
		<title>Şok İddia: &#8220;AKP Altı Ay Sonra İstifa Edecek&#8221;</title>
		<link>http://www.myzest.com/sok-iddia-akp-alti-ay-sonra-istifa-edecek/</link>
		<comments>http://www.myzest.com/sok-iddia-akp-alti-ay-sonra-istifa-edecek/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Aug 2011 19:18:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mustaky</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ak Parti]]></category>
		<category><![CDATA[Akp]]></category>
		<category><![CDATA[Alıntı]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.myzest.com/?p=826</guid>
		<description><![CDATA[

Kürt ulusalcılarının seçimlerden sonra sürdürdüğü stratejinin perde arkası&#8230; 12 Haziran&#8217;dan bu yana yaşananlarda madalyonun BDP yüzü ve karanlık ilişkiler&#8230;
Taraf Yazarı Emre Uslu, bugünkü yazısında ilginç bir iddiaya yer verdi. Seçimlerden önce Mahmut Alınak&#8217;ın ‘Altı ay içinde ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<p class="sayac_bilgi"></p>
<p style="text-align: justify"><a href="http://www.myzest.com/wp-content/akp.jpg" rel="shadowbox[sbpost-826];player=img;"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-828" src="http://www.myzest.com/wp-content/akp-150x150.jpg" alt="" width="90" height="90" /></a><strong>Kürt ulusalcılarının seçimlerden sonra sürdürdüğü stratejinin perde arkası&#8230; 12 Haziran&#8217;dan bu yana yaşananlarda madalyonun BDP yüzü ve karanlık ilişkiler&#8230;</strong><span id="more-826"></span></p>
<p style="text-align: justify">Taraf Yazarı Emre Uslu, bugünkü yazısında ilginç bir iddiaya yer verdi. Seçimlerden önce Mahmut Alınak&#8217;ın <strong>‘Altı ay içinde AKP hükümeti istifa etmek zorunda kalacak’ </strong>dediğine dikkat çeken Uslu, seçimlerden sonra BDP ve PKK&#8217;nın yaptıklarını bu minvalde değerlendirdi.</p>
<p style="text-align: justify">Uslu, Alınak&#8217;ın seçimlerden önce &#8216;AKP&#8217;yi iktidardan indirmek için&#8217; sıraladığı yapılacaklar listesi, Kürt Ulusalcılarının tutumlarını açıkladığını belirtti.</p>
<p style="text-align: justify"><strong>İşte Emre Uslu&#8217;nun o analizi:</strong></p>
<p style="text-align: justify">Baştan söyleyeyim yukarıdaki sözler bana ait değil. Benim öngörüm de değil. Bu sözler uzun süredir beynime kaçmış bir sivrisinek gibi kafamın çeperlerine çarpıp duruyor. <strong>Bu sözler seçimlerden önce Mahmut Alınak tarafından söylenmişti.</strong>Doğrusu uzun süredir tereddütlüydüm o programı hatırlatıp hatırlamama konusunda. Geçen yeniden dinledim Alınak’ın o sözlerini. Amerika’da olduğumdan dolayı da Alınak’a ulaşamadım. Artık yazmaya karar verdim. Eğer Alınak’ın bir açıklaması olursa buradan seve seve yayımlarım.</p>
<p>8 mayısta Habertürk televizyonunda Mahmut Alınak ile birlikte bir programa katılmıştım. Konu yine Kürt sorunuydu. Alınak işte o programda paylaştı <strong>“Öyle şeyler yapılacak ki seçimlerden sonra AKP iktidarı altı ay içinde istifa etmek zorunda bıraktırılacak”</strong> öngörüsünü. Şimdi <strong>BDP ve PKK’nın yaptıklarına bakınca acaba Alınak bunları mı kastetmişti demekten kendimi alamıyorum.<br />
</strong><br />
Mahmut Alınak o programda şöyle konuşmuştu:</p>
<p><strong>“Keşke kör olsaydım da görmeseydim. 12 hazirandan sonra korkunç bir savaş patlak verecek. Çünkü devlet ve hükümet bu meseleyi çözmek istemiyor. PKK seçimden sonra bu gidişatla eylemsizliği bitirecek. Eylemsizlik bitince çocuklarımızın tabutları gelmeye başlayacak..”</strong></p>
<p>Alınak şöyle devam etmişti: <strong>“İmralı’ya gidip Öcalan’ın çözüme katkıda bulunmasını isteyeceğim. DTK demokrasiden ve özgürlükten yana olan bütün çevrelerle görüşüp demokratik çözüm konferansı düzenleyecek. Bir çözüm paketi oluşturacağız. Teorik ve pratik. Başbakan’a çözüm önerisi götüreceğiz. Ben Başbakan’ın bu öneriyi kabul edeceğini sanmıyorum. Bu nedenle o çözüm paketini hayata geçirmek için önümüze altı aylık bir süre koyacağız. İddia ediyorum altı ay içinde AKP iktidarı istifa etmek zorunda bıraktırılır. Bıraktırılabilir demiyorum bıraktırılır diyorum&#8230;”</p>
<p>“AKP’yi iktidardan indirmek için ne yapacaksınız”</strong> sorusuna da şu cevabı vermişti Alınak: <strong>“Demokratik çözüm diyeceğiz. Sivil itaatsizlik eylemleri yapacağız. Örneğin teneke çalma eylemi&#8230; Başbakan’ın kulağının dibinde patlayan teneke gümbürtüleri Başbakan’ın sinirlerini koparır. Ekonomik boyut telefonları kullanmıyoruz, ekonomik kurumlaşmalara gidiyorsunuz. Gandi’nin yaptığı gibi.. düzeni işlemez hale getirmek. Yani hayatın her alanında kurumlaşmak. Örneğin milyonlarca kimliksiz insanlarla sokağa çıkmak. Bizi de tutuklayın kampanyaları yapmak. Ankara’yı muhatap almayacağız. Kürtler mevcut siyaseti muhatap olmaktan çıkarmalı kendi kurumlarını kurmalı.”</p>
<p>“Erdoğan’ı indirip yerine kimi getireceksiniz”</strong> sorusuna da şu cevabı vermişti Alınak: <strong>“Halk temsilcilerini getireceğiz. Ezilenleri getireceğiz. Ezilen kadını genci işçiyi getireceğiz.”</strong> O program video paylaşım sitelerinde mevcut. İsteyen izleyebilir.</p>
<p>BDP demokratik özerklik ilan edip <strong>“Mevcut siyaseti muhatap almıyoruz, kendi vergimizi toplayıp Ankara’ya vergi vermeyeceğiz”</strong> deyince ister istemez Mahmut Alınak’ın seçimler öncesinde ifade ettiği bu öngörüler takılıyor aklıma.</p>
<p>Alınak o öngörüsünü Erdoğan’ın çözüme yanaşmayacağı varsayımı üzerine oturtuyordu. Oysa <strong>hemen seçim akşamı ve daha sonraki dönemlerde Erdoğan ısrarla yeni anayasadan söz ediyor ve daha demokratik bir Türkiye için ve tabii ki Kürt sorununun demokrasi içinde çözümü için bir demokratik anayasa yapılması çağırısı yapıyor.</p>
<p>Alınak veya BDP bilebildiğim kadarıyla Erdoğan’a bir çözüm paketi de sunmadılar. Tek çözüm önerisini de Öcalan sundu ve “Devletle anlaştık” dediği hafta PKK asker kaçırmaya ve askerlere saldırmaya başladı.</p>
<p></strong>Bu durumda sanırım şunu söylemek yanlış olmaz. Alınak’ın <strong>“AKP’yi iktidardan etmek için girişilecek eylemler öngörüsü tuttu”</strong> <strong>ama gerekçeleri pek de Alınak’ın o programda ifade ettiği gerekçeler değil.</strong> Örneğin Erdoğan’a BDP veya DTK’dan bir öneri paketi sunulmuş ve Erdoğan da reddetmiş değil.</p>
<p>Buna rağmen tıpkı Alınak gibi Cemil Bayık da AKP’nin bitirilmesinden söz ediyor ve savaşı bunun için başlattıklarını ima ediyor. Dolayısıyla seçimlerden sonra oluşan onca olumlu havaya rağmen gerilen <strong>“Kürt siyaseti aslında ‘Ne olursa olsun AKP’den kurtulmak için bir dizi hamleler yapacağız’ şeklinde seçimler öncesi alınmış bir kararın uygulamaya konması mı” demeden edemiyoruz.</p>
<p></strong>Bu durumda AKP de bu oyunu görüp reste rest mi demek istiyor? Eğer böyle bir durum varsa BDP ve PKK çevreleri AKP’yi iktidardan edecek formülü Kürt sorununa demokratik çözüm getirecek yeni anayasa çalışmalarını baltalamak pahasına neden uygulamaya koydu? Eğer BDP ve çevrelerinin seçimlerden önce verilmiş böylesi bir kararı varsa Hatip Dicle ve diğer KCK sanıklarının aday gösterilmesi de bu kararın bir parçası mı oluyor? Öcalan’ın BDP’nin desteklediği bağımsız blok adaylarının bir kısmından memnun olmadığı, bunlar için “Bu, bana yapılmış bir ulusal komplodur” dediğini biliyoruz. O halde Öcalan’a rağmen aday çıkaran BDP baştan beri bir kaos planının yürütücüsü mü?</p>
<p>Bu ve benzeri sorular ne yalan söyleyeyim kafamı kurcalıyor. Mahmut Alınak’ın “AKP altı ay içinde istifa edecek” öngörüsü o programda sıraladığı nedenleri ortada olmadan gerçekleşiyorsa bu soruları sormak zorundayız diye düşünüyorum.</p>
<p><strong>Kürt ulusalcılarının seçimlerden sonra sürdürdüğü stratejinin sadece milletvekillerinin serbest bırakılması ile ilgili bir strateji olmadığı apaçık ortada.</strong> Eğer bu strateji sadece milletvekillerinin sorununu gündeme taşımakla ilgili ise PKK’nın asker kaçırarak, yok keserek, araç yakarak, sokakta insan infaz ederek, devreye girmesine ne gerek var. Sivil itaatsizlik eylemleriyle bu talepler daha yüksek sesle dile getirilebilirdi&#8230; BDP’liler de biliyor ki sivil itaatsizlik eylemleriyle AKP’yi iktidardan götüremezler. Bu nedenle de PKK devreye sokuldu gibi görünüyor&#8230; İşin daha da kötüsü bu sadece Kürt ulusalcılarının bir planı gibi görünmüyor. Bu bir ihale işi gibi geliyor. <strong>Kürt ulusalcılarına, özellikle PKK’nın şahin kanadına bu ihaleyi kimin verdiği de sanırım Suriye’de olanlara bakılarak anlaşılabilir&#8230;</p>
<p>Bunları yazarken amacım iktidarın sorumluluğunu hafifletmek değil. Bu iktidarın açılım bakanının beceriksiz olduğunu yazan biriyim. İktidar elbette birinci dereceden sorumlu ama bir de madalyonun BDP yüzü var ki sadece BDP veya Kürt ulusalcıları yok o yüzde. Çok daha karanlık, kanlı ve karmaşık bir yüz; oraya dikkat çekmek istedim.</strong></p>
<p style="text-align: justify"><a href="http://www.aktifhaber.com/sok-iddia-akp-alti-ay-sonra-istifa-edecek-479127h.htm">http://www.aktifhaber.com/sok-iddia-akp-alti-ay-sonra-istifa-edecek-479127h.htm</a><!--more--></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.myzest.com/sok-iddia-akp-alti-ay-sonra-istifa-edecek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>AFRİKA’DAKİ KARDEŞLERİMİZİN SİZLERE İHTİYACI VAR-“Her Evden Bir Fitre, Bir İftar Afrika’ya”</title>
		<link>http://www.myzest.com/afrika%e2%80%99daki-kardeslerimizin-sizlere-ihtiyaci-var/</link>
		<comments>http://www.myzest.com/afrika%e2%80%99daki-kardeslerimizin-sizlere-ihtiyaci-var/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 07 Aug 2011 00:15:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mustaky</dc:creator>
				<category><![CDATA[Alıntı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.myzest.com/?p=819</guid>
		<description><![CDATA[

Dünyanın en fakir kıtası olan Afrika’da 40 milyonun üzerinde insanın kronik açlık tehlikesiyle karşı karşıya kaldığı, her üç Afrikalıdan birinin yetersiz beslendiği, bu yıl Doğu Afrika ülkelerinin son 60 yılın en büyük kuraklığını yaşadığı, özellikle ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<p class="sayac_bilgi"></p>
<p style="text-align: justify"><a href="http://www.myzest.com/wp-content/afrika1.jpg" rel="shadowbox[sbpost-819];player=img;"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-823" src="http://www.myzest.com/wp-content/afrika1-150x150.jpg" alt="" width="99" height="99" /></a>Dünyanın en fakir kıtası olan Afrika’da 40 milyonun üzerinde insanın kronik açlık tehlikesiyle karşı karşıya kaldığı, her üç Afrikalıdan birinin yetersiz beslendiği, bu yıl Doğu Afrika ülkelerinin son 60 yılın en büyük kuraklığını yaşadığı, özellikle Somali, Etiyopya, Kenya, Eritre, Tanzanya, Uganda ve Burundi’de de etkisini gösteren bu kuraklığın başta çocuklar olmak üzere binlerce insanın yaşamını tehdit ettiği hepimizce bilinmektedir.<span id="more-819"></span></p>
<p style="text-align: justify">Diyanet İşleri Başkanlığı,  Dünyanın hangi köşesinde olursa olsun muhtaç insanlara yardım eli uzatmak, çok uzaklarda olsalar da birileri açken tok yatmamak, insanlığın birlik ve dirliği için elimizdeki nimetleri paylaşmak ve mesafeleri hiçe sayarak gönül köprüleri kurmak için bir kampanya başlatmış bulunmaktadır.</p>
<p style="text-align: justify">Başkanlığımızın Türkiye Diyanet Vakfı ile ortaklaşa başlattığı “Her Evden Bir Fitre, Bir İftar Afrika’ya” adlı bu kampanya ile Ramazan’ın bereketini kardeşlerimizle paylaşmış, fitrelerimizin en azından bir tanesini bir kişilik iftarın masrafını göndermek suretiyle Afrika’da açlık tehlikesi ile karşı karşıya kalan kardeşlerimize bir lokma ekmek, bir yudum su ikram etmiş olacağız.</p>
<p style="text-align: justify">Başlatılan uygulama ile bütün operatörlerden AFRIKA yazıp 5601’e gönderilecek olan SMS’ler 5 TL karşılığında olacak, 3 SMS gönderildiğinde bir fitre bir iftar parası verilmiş olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify">Ümit ediyoruz ki fitrelerimiz ve iftarlarımız uzaklarda hayata tutunmaya çalışan canlara ab-ı hayat olacaktır.</p>
<div style="text-align: justify"><strong>daha fazla bilgi icin <a href="http://www.diyanet.gov.tr/turkish/dy/Diyanet-Isleri-Baskanligi-Duyuru-11784.aspx">http://www.diyanet.gov.tr/turkish/dy/Diyanet-Isleri-Baskanligi-Duyuru-11784.aspx</a></strong></div>
<p style="text-align: justify"><strong><br />
</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.myzest.com/afrika%e2%80%99daki-kardeslerimizin-sizlere-ihtiyaci-var/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Omar Ibn Said</title>
		<link>http://www.myzest.com/omar-ibn-said-take-a-look-at-the-astounding-recount-of-the-life-of-an-enslaved-muslim-in-north-america-in-the-mid-1800s/</link>
		<comments>http://www.myzest.com/omar-ibn-said-take-a-look-at-the-astounding-recount-of-the-life-of-an-enslaved-muslim-in-north-america-in-the-mid-1800s/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 03 Aug 2011 01:32:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mustaky</dc:creator>
				<category><![CDATA[Alıntı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.myzest.com/?p=807</guid>
		<description><![CDATA[


My Name is Omar
In 1998 Harvard University unveiled one of the most important Islamic artifacts in American history – ‘The Autobiography of El-Hajj Omar Ibn Said’. The rediscovery of the 167-year-old manuscript, in an old ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<p class="sayac_bilgi"></p>
<p><a href="http://www.myzest.com/wp-content/omar-ibn-said1.jpg" rel="shadowbox[sbpost-807];player=img;"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-809" src="http://www.myzest.com/wp-content/omar-ibn-said1-150x150.jpg" alt="" width="119" height="119" /></a></p>
<h2 style="text-align: justify">My Name is Omar</h2>
<h2 style="text-align: justify"><strong><em><span style="font-size: 13px">In 1998 Harvard University unveiled one of the most important Islamic artifacts in American history – ‘The Autobiography of El-Hajj Omar Ibn Said’. The rediscovery of the 167-year-old manuscript, in an old trunk in Virginia, after an absence of 100 years, resulted in its first critical look by six professors seeking to contextualize America’s earliest writing of the Qu’ran. Among them was Dr Ala Alrryes, whose translation of the manuscript was the first in 150 years.</span></em></strong></h2>
<p style="text-align: justify"><span id="more-807"></span>First, how did such an Arabic manuscript come into existence? During the transatlantic slave trade, numerous Muslims were brought to the Americas, although only a few retained their Islamic identity. Ibn Said himself was born in 1770 in Futa Toro (a region that includes Mauritania, Senegal and Mali, the area through which Islam first entered West Africa) and was of Fullah descent, a Bedouin group of people from Yemen. He came from a wealthy family respected for their strict adherence to Islam. Ibn Said had knowledge of Christianity and Judaism prior to his coming to America, probably from his homeland or through his travels via Timbuktu or Cairo en route to Mecca to perform the hajj. However, during the 18th and 19th centuries, Islam in Africa was undergoing a series of changes with the expansion of the faith throughout Senegal, Gambia and the Gulf of my name is omar Guinea, alongside the collapse of older, more established Islamic empires. The result of European military invasion and a developing transatlantic slave trade led to the capture of many Muslims and non-Muslims alike for sale as chattels in the Western hemisphere. Ibn Said’s capture took place around 1807. He was brought to Charleston, South Carolina and sold to an, “Evil, small, weak, and wicked man, named Johnson who did not fear God at all, nor did he read nor pray.” Ibn Said feared his captor and later escaped, only to be recaptured and thrown into jail. Unable to communicate in English, he wrote petitions for his release in Arabic on the wall using coal. After Ibn Said was put on the auction block by his jailer to pay for his keep, he was bought by General Owen of Fayetteville. It was while he was with the Owens that Ibn Said was commissioned to write his narrative by a request from somebody named Sheikh Hunter.</p>
<p style="text-align: justify"><a href="http://omaribnsaid.com/http://omaribnsaid.com/wp-content/uploads/2009/11/omar-book-big.jpg" rel="shadowbox[sbpost-807];player=img;"><img class="alignright" src="http://omaribnsaid.com/http://omaribnsaid.com/wp-content/uploads/2009/11/omar-book-big-248x300.jpg" alt="omar-book-big" width="223" height="270" /></a>His 15-page tale was written in 1831 over a period of several months. Dr Alrryes’s translation refutes the long-held assumption that Ibn Said had converted to Christianity. The manuscript not only glorifies the Prophet Mohammed (PBUH) and the Qur’an, but also speaks of Ibn Said’s love for the teachings of the prophets Jesus and Moses through the Bible and the Torah. The genius of the manuscript lies within its resonance of contemporary interfaith dialogue; the first in the Arabic language ever produced in America or Europe. Ibn Said’s faith was relentlessly challenged by the insistence that all slaves accept Christianity or face dire consequences. He was forced to replace the writings of the Qur’an with those of the Bible and visit the Presbyterian Church, yet his Christian experience helped him through his religious isolation in America. Through his use of Qur’anic references, he both identifies and  differentiates with the Christians by whom he was surrounded, distinguishing himself as a Muslim. Finally, Ibn Said’s writing indicates his belief in the authority of the Qur’an. He writes the entire ‘Soorat Al-Mulk’ (Dominion) to delineate that no man has ownership over another, de-emphasising his position as a slave by highlighting that all human beings are ultimately owned by Allah. Towards the latter years of Ibn Said’s life, he was asked to write down the Lord’s Prayer, which he had done before. Instead, he wrote ‘Soorat Al-Nas’r’ (Victory), and signed it, “My name is Omar.”</p>
<p style="text-align: justify"><a href="http://omaribnsaid.com/">http://omaribnsaid.com/</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.myzest.com/omar-ibn-said-take-a-look-at-the-astounding-recount-of-the-life-of-an-enslaved-muslim-in-north-america-in-the-mid-1800s/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bugünden sonra oruçluyuz- Hayrettin KARAMAN</title>
		<link>http://www.myzest.com/bugunden-sonra-orucluyuz-hayrettin-karaman/</link>
		<comments>http://www.myzest.com/bugunden-sonra-orucluyuz-hayrettin-karaman/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 31 Jul 2011 10:43:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mustaky</dc:creator>
				<category><![CDATA[Alıntı]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[iftar]]></category>
		<category><![CDATA[oruc]]></category>
		<category><![CDATA[ramazan]]></category>
		<category><![CDATA[sahur]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.myzest.com/?p=800</guid>
		<description><![CDATA[

Müminler dinin kırmızı çizgilerine dikkat ederek, bunları çiğnememeye çalışarak her daim bir manada oruçlu sayılırlar. Ramazan orucu, yasaklanmış, haram kılınmış fiil, zevk ve davranışlardan uzak durmayı değil, sair zamanlarda helal olan ve insanların en fazla ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<p class="sayac_bilgi"></p>
<p style="text-align: justify"><span><a href="http://www.myzest.com/wp-content/karaman.jpg" rel="shadowbox[sbpost-800];player=img;"><img class="alignleft size-full wp-image-802" src="http://www.myzest.com/wp-content/karaman.jpg" alt="" width="72" height="72" /></a>Müminler dinin kırmızı çizgilerine dikkat ederek, bunları çiğnememeye çalışarak her daim bir manada oruçlu sayılırlar. Ramazan orucu, yasaklanmış, haram kılınmış fiil, zevk ve davranışlardan uzak durmayı değil, sair zamanlarda helal olan ve insanların en fazla zevk aldıkları yeme, içme ve cinsi hayattan Allah rızası için, imsak vaktinden iftar vaktine kadar uzak durmayı ihtiva ediyor. <span id="more-800"></span>Allah rızası için aslında helal olan şeylerden uzak durabilen bir mümin, yine O&#8217;nun rızası için, yasakladıklarından elbette daha kolay uzak duracaktır; ancak bu kolaylığı elde etmenin iki şartı var: 1. Sağlam, hayata hakim olan bir iman, 2. İman ile davranış arasındaki âhengi, tutarlılığı sağlayan bir eğitim. Orucun birçok hikmeti yanında önemli bir hikmeti de işte bu eğitimdir. Ramazan boyunca helallerden bile uzak durmayı başaran bir mümin, Ramazan bitince helal nimetlere şükrederek bunlardan istifade edecek, haramlardan ise nefret edecek, imanı ve aldığı irade eğitimi ile harama yaklaşmayacaktır.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span>Orucun nasıl bir irade eğitimi verdiğine ve mümin ile Rabbi arasında meşakkatleri hiçe saydıracak nasıl bir kulluk, hatta vuslat şuuru yaşattığına dair iki örnek sunmak istiyorum.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span>Doğu&#8217;dan gelmiş bir vatandaş geçen hafta bahçe işinde çalışıyor, hava çok sıcak, devamlı soğuk su taşıyorum. Bir ara şöyle konuşuyoruz:</span></p>
<p style="text-align: justify"><span>-Şimdi bu suyu içiyorum ama birkaç gün sonra içemeyeceğim, Allah yardımcımız olsun, inşallah sabrını verecek!</span></p>
<p style="text-align: justify"><span>-Dayanamazsan daha sonra tutmak üzere ertelersin veya fidye verirsin?</span></p>
<p style="text-align: justify"><span>-Bayılmadıkça tutacağım, herkes oruç tutarken ben yiyemem, bunu hiç yapmadım!</span></p>
<p style="text-align: justify"><span>-Sende bu iman ve azim oldukça orucunu inşallah arızasız tutarsın!</span></p>
<p style="text-align: justify"><span>Suriye&#8217;den bir müsafirimiz var, havaların sıcak geçtiğini, son 11 yılın rekorunun kırıldığını filan konuşurken konu yaklaşan Ramazan&#8217;a geliyor. Bir yakını, biraz da latife olarak &#8220;Biz burada müsafiriz, orucu şimdi tutmasak da kışın kaza etsek&#8221; diyor. Bu sözleri ciddiye alan muhatap heyecanlı bir tavırla &#8220;Sıcaklık yetmiş derece olsa orucu yine tutacağım&#8221; cevabını veriyor.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span>(Bu arada halkın toplantı yapmalarına mani olmak için Suriye yöneticilerinin, &#8220;sıcakları bahane ederek&#8221; teravih namazını yasaklamak istediklerinden de söz ediyorlar.)</span></p>
<p style="text-align: justify"><span>Ülkemizde her şeye rağmen Ramazan&#8217;a ilgi güzeldir, sair zamanlarda kusurları olan kulların bile çoğu bu mübarek aydan nasip almak için gayret ederler, oruçlarını ihmal etmezler, ülkeyi saran sahur, iftar ve teravih neşesine katılırlar. Yahya Kemal bu neşeden mahrum kalmanın acısını &#8220;Tenha sokakta kaldım oruçsuz ve neş&#8217;esiz&#8221; mısraı ile ifade ettikten sonra &#8220;Mâdem ki böyle duygularım kaldı çok şükür&#8221; diyerek teselli bulmaya çalışıyor.</span></p>
<p style="text-align: justify"><span>Allah milletimizi oruçsuz ve neş&#8217;esiz kalmaktan korusun!</span></p>
<p style="text-align: justify"><strong><em><a href="http://yenisafak.com.tr/Yazarlar/?t=31.07.2011&amp;y=HayrettinKaraman">http://yenisafak.com.tr/Yazarlar/?t=31.07.2011&amp;y=HayrettinKaraman</a><br />
</em></strong></p>
<p style="text-align: justify">&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.myzest.com/bugunden-sonra-orucluyuz-hayrettin-karaman/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Evrensel Hilafet Pennsylvania&#8217;dan mı çıktı?</title>
		<link>http://www.myzest.com/evrensel-hilafet-pennsylvaniadan-mi-cikti/</link>
		<comments>http://www.myzest.com/evrensel-hilafet-pennsylvaniadan-mi-cikti/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 26 Jul 2011 13:34:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mustaky</dc:creator>
				<category><![CDATA[Alıntı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.myzest.com/?p=794</guid>
		<description><![CDATA[

ABD’li öğretim üyesi eski FBI danışmanı Paul L. Williams geçtiğimiz günlerde Fethullah Gülen hakkında ağır bir makale kaleme aldı. Williams’ın makalesinin ardından Fethullah Gülen’in yaşadığı Pennsylvania’da yayın yapan sağcı gazete Pocono Record, Gülen’in kaldığı çiftliğe ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<p class="sayac_bilgi"></p>
<p style="text-align: justify"><a href="http://www.myzest.com/wp-content/f.gulen_.jpg" rel="shadowbox[sbpost-794];player=img;"><img class="size-thumbnail wp-image-795 alignleft" src="http://www.myzest.com/wp-content/f.gulen_-150x150.jpg" alt="" width="105" height="105" /></a><em><strong>ABD’li öğretim üyesi eski FBI danışmanı Paul L. Williams geçtiğimiz günlerde Fethullah Gülen hakkında ağır bir makale kaleme aldı. Williams’ın makalesinin ardından Fethullah Gülen’in yaşadığı Pennsylvania’da yayın yapan sağcı gazete Pocono Record, Gülen’in kaldığı çiftliğe giderek çiftliğin görüntülerini aldı. Görüntüler Türkiye basınında da haber oldu.</strong></em><span id="more-794"></span><br />
<strong><br />
Gülen’in lise diploması bile yok</strong><br />
Olayları büyüten makaleyi yazan Williams 29 Nisan’da makalesinin ikinci bölümünü yayınladı. Oldukça sert bir dili olan makalede Williams Gülen hakkında ağır ithamlarda bulundu. Williams yazısında CIA’nın uzun yıllardır Gülen’i desteklediğini iddia ederek, CIA’yı eleştirdi.</p>
<p>Odatv&#8217;nin haberine göre, Williams’ın “Evrensel Hilafet Pennsylvania’dan mı Çıktı? CIA Bir İslamcının İhtiyaçlarını Mı Karşılıyor?” başlıklı yazısında şunları söyledi: “Dünya üzerindeki en tehlikeli İslamcı’ olarak adlandırılan Fethullah Gülen, CIA eski ajanı Graham Fuller ve Birleşik Devletler Dışişleri mensupları sayesinde daimi oturma izni aldı ve Pennsylvania’daki kalesinde artık ömrünün sonuna kadar oturabilir.</p>
<p>Fuller, Pennsylvania’daki federal yargıca, Fethullah Gülen’e yeşil kart verilmesi için bir tavsiye mektubu gönderdi. CIA eski ajanı, Gülen’in Birleşik Devletler içinde barınma ve korunmayı hak ettiğini çünkü Gülen’in ‘eğitim alanında üstün yetenekli’ bir birey olduğunu söyledi. Gülen’in ise bir lise diploması bile yok.</p>
<p>Peki Fuller yönetimi devirmek ve Yeni bir İslamcı Dünya Düzeni kurmak için halkı isyana teşvik suçlamalarından kurtulmak için Türkiye’den kaçan bir göçmene neden destek olsun? Bunun cevabı belgelerden ve araştırmacı muhabir Sibel Edmonds’dan geliyor.”<br />
<strong><br />
CIA finanse etti</strong><br />
Williams yazısının ağır suçlamalarda bulunduğu için yayınlayamadığımız bölümünde, CIA’nın bir dönem uyuşturucu kaçakçılığından elde ettiği paralarla Fethullah Gülen’i finansa ettiğini iddia edecek kadar ağır ifadeler kullandı.</p>
<p>Yazar CIA’nın neden Gülen’i desteklediği sorusuna ise şöyle cevap verdi: “Gülen bu parayla gelişmekte olan ülkelerin petrol ve doğal gaz rezervlerini kontrol altına alabilmek için Özbekistan, Azerbeycan, Kazakistan, Türkmenistan ve yeni kurulan Rus cumhuriyetlerinde radikal medreseler ve cemaatler kurdu.</p>
<p>Hareket Gülen’in Osmanlı İmparatorluğu’nun yeniden kurmak ve evrensel bir hilafet oluşturma denemelerini destekleyen altı milyondan fazla müslüman yandaş çekecek kadar büyüdü.</p>
<p>CIA, 1999’la birlikte, Gülen’in Orta Asya’da yeni kurulan ülkelerin kontrolünü almak için sağlam bir üs kurmak amacıyla Türkiye’deki laik yönetimi düşürme çabalarını desteklemeye başladı. Türk yetkililer Gülen’in niyetini anlayınca halkı kışkırtma suçlamasıyla tutuklama yoluna gittiler. Gülen ülkeden kaçtı ve ‘din görevlisi’ olarak özel bir göçmenlik statüsü edindiği Birleşik Devletler’e geldi.”</p>
<p>Williams, yazısının yine ağır ithamlarda bulunduğu bölümünde Gülen’in yurtdışından siyasi iktidarı yönlendirdiği iddiasını dile getirdi. Gülen’in müridi olduğunu iddia ettiği üst düzey devlet görevlilerinin ismini verdi.</p>
<p>Williams, Gülen’in gücünü ise şöyle ifade etti: “Türkiye AKP yönetimi altında lâik bir devletten 85000 aktif camii – 350 kişiye bir camiyle dünyadaki en yüksek oran- sayıları öğretmenler ve doktorlardan fazla olan 90000 imamı ve devlet yönetimi altındaki binlerce İslamcı okuluyla İslamcı bir ülkeye dönüştü.”</p>
<p>Williams, Fethullah Gülen Hareketi’ne karşı dünyada artan şüpheyi ve tepkileri şöyle açıkladı: “Bazı ülkeler Gülen tehlikesinin farkına vardılar. Hareketi Rusya ve Özbekistan’da yasaklandı. Hatta çoğulculuğu ve hoşgörüyü benimsemiş bir ülke olan Hollanda bile yakın gelecekte toplumsal düzene tehdit oluşturabileceği gerekçesiyle Gülen medreselerine yardımı kesme kararı aldı.”<br />
<strong><br />
CIA neden hala destekliyor</strong><br />
Williams yazısında halen CIA’nın neden Gülen’i desteklemeye devam ettiğini ise şöyle açıkladı: “Ama Gülen’in İslamcı Yeni Dünya Düzeni rüyası Müslüman dünyanın tamamında destek ve ivme kazanmaya devam ediyor. CIA hâlâ Gülen hareketinin Orta Asya müslümanlarını birleştirme ve böylelikle bu ülkelerin doğal kaynaklarının kontrolünü Amerikan halkının sözde ‘iyilik’i için alma konusunda başarılı olacağı inancını besliyor. Usama Bin Ladin’in evrensel bir hilafet görüşü artık sadece içi boş bir hayal değil.</p>
<p>CIA eski ulusal istihbarat konseyi başkan yardımcısı Graham Fuller, Gülen’in daimi oturma izni başvurusu için tavsiye mektubunu bu işte bu nedenle verdi. Fuller şu anda düşünce kuruluşu RAND için danışmanlık yapıyor. Kuruluşun diğer danışmanları arasında dışişleri eski bakanları Henry Kissinger ve Condoleeza Rice, savunma eski bakanı Donald Rumsfield, savunma ve enerji eski bakanı James Scheslinger da var.</p>
<p>Savunma Bakanlığı için analizler yapan sözde “düşünce kuruluşu” RAND, bir CIA hareketi damgasını yemişti.</p>
<p>Fuller geçmişte, diğer radikal İslamcı hareketlere müsaade etmesiyle de ses getirmişti. Tebliğ Cemaatini “halka öğütler veren barışçı ve apolitik bir hareket” olarak değerlendirmişti. Şeyh Mübarek Gilani, Tebliği Cemaati misyoneri olarak 1969 yılında Birleşik Devletler’e gelmişti. On yıl sonra Cemaat ül Fukra’yı kurdu ve islamcı militer yapılanmaları ülkenin her yerine yayıldı.<br />
<strong><br />
Abromowitz de var</strong><br />
Williams yazısında Fethullah Gülen’e referans veren diğer ABD’li isimleri de şöyle eleştirdi: “Ama Gülen’in başvurusu için sadece Fuller değil dışişleri eski bakan yardımcısı Marc Grossman ve ABD’nin Türkiye eski büyükelçisi Morton Abramowitz de tavsiye mektubu verdi. Onların tavsiye mektuplarının önemi daha açıklayıcı ve rahatsız edici.”</p>
<p>Williams yazısının sonuna şöyle de bir not düştü: “Yazıları takip etmeye devam edin. En kötüsü daha gelmedi.”</p>
<p>Cemaatin Williams’ın iddialarına nasıl cevap vereceği merakla bekleniyor. Fethullah Gülen konusunda hassas olan cemaatin Williams’ın ağır ithamlarına karşı yargı yoluna gitmesi bekleniyor. Odatv olarak cemaatin Williams’a vereceği cevabı da haberleştirmeye devam edeceğiz.</p>
<p style="text-align: justify"><a href="http://birgun.net/actuels_index.php?news_code=1311679906&amp;year=2011&amp;month=07&amp;day=26">http://birgun.net/actuels_index.php?news_code=1311679906&amp;year=2011&amp;month=07&amp;day=26</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.myzest.com/evrensel-hilafet-pennsylvaniadan-mi-cikti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Nelson Mandela&#8217;dan Arap devrimcilere öğüt</title>
		<link>http://www.myzest.com/nelson-mandeladan-arap-devrimcilere-ogut/</link>
		<comments>http://www.myzest.com/nelson-mandeladan-arap-devrimcilere-ogut/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 24 Jul 2011 12:13:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mustaky</dc:creator>
				<category><![CDATA[Alıntı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.myzest.com/?p=791</guid>
		<description><![CDATA[

Güney Afrika&#8217;nın efsanevi lideri Nelson Mandela&#8217;dan diktatör rejimleri yıkan Arap devrimcilere nasihat. Eski kalıntılarla uğraşmak yerine geleceğe bakmayı öneren Mandela, Hz. Peygamberin şu sözünü hatırlattı: “Haydi gidiniz…! Hepiniz serbestsiniz..!!”
Afrika&#8217;nın efsanevi lideri ve Güney Afrika Cumhuriyeti&#8217;nin ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<p class="sayac_bilgi"></p>
<p style="text-align: justify"><a href="http://www.myzest.com/wp-content/mandela.jpg" rel="shadowbox[sbpost-791];player=img;"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-792" src="http://www.myzest.com/wp-content/mandela-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></a><strong>Güney Afrika&#8217;nın efsanevi lideri Nelson Mandela&#8217;dan diktatör rejimleri yıkan Arap devrimcilere nasihat. Eski kalıntılarla uğraşmak yerine geleceğe bakmayı öneren Mandela, Hz. Peygamberin şu sözünü hatırlattı: “Haydi gidiniz…! Hepiniz serbestsiniz..!!”<span id="more-791"></span></strong></p>
<p style="text-align: justify">Afrika&#8217;nın efsanevi lideri ve Güney Afrika Cumhuriyeti&#8217;nin seçimle iktidara gelen ilk devlet başkanı Nelson Mandela, yayımladığı bir açıklama ile diktatörlerini deviren Arap devrimcilere öğütte bulundu. Mandela, Tunus ve Mısırlı devrimcilere Hz. Peygamberin şu sözünü hatırlattı: “Haydi gidiniz…! Hepiniz serbestsiniz..!!”</p>
<p style="text-align: justify"><strong>İşte, Nelson Mandela&#8217;nın Arap dünyasında ses getiren mesajı;</strong></p>
<p style="text-align: justify">Tunuslu ve Mısırlı kardeşlerim,</p>
<p style="text-align: justify">Öncelikle özel işlerinize karıştığım için sizden özür dilerim. İşim olmayan bir şeye burnumu soktuksaysam da affola.</p>
<p style="text-align: justify">Ancak birincisi öğüt vermenin gerekli olduğunu hissettim.</p>
<p style="text-align: justify">İkincisi apartheid rejimi yani ırk ayrımcılığı döneminde bana karşı göstermiş olduğunuz vefa ve dayanışma güzel bir cevap vermemi gerekli kılıyor. Benim gayem hayatın bana öğrettiklerini ve hapishane tecrübelerimi aktarmaktır.</p>
<p style="text-align: justify">Devrimci Arap Kardeşlerim!</p>
<p style="text-align: justify">O gün halen çok net bir şekilde hatırlıyorum. 10 bin gün geçirdiğim hapishane duvarları arasından dışarıya çıktığımda Cape Town’da güneşli bir gün vardı.</p>
<p style="text-align: justify">Yirmi yedi yıldır ülkemi zulümden, kahır ve despotluktan uzak bir şekilde hayal ettikten sonra tekrar gün ışığına çıkmıştım. Victor Faster hapishanesinin önünde yoğun bir kalabalık olmasına ve bunca zamandır ilk defa çocuklarımı ve annelerini görecek olmama rağmen kafamı asıl kurcalayan soru şuydu:</p>
<p style="text-align: justify">Peki, yerine adaleti ikame etmemiz için zulüm mirasına nasıl davranacağız?</p>
<p style="text-align: justify">Bu sorunun bugün sizi endişelendirdiğini hissediyorum. Siz büyük hapishanenizden çıktınız.<br />
Bu sorunun cevabı devrimlerinizin hangi yönde son bulacağına bağlıdır.</p>
<p style="text-align: justify">Adaleti tesis etmek zulmü yıkmaktan daha zordur.</p>
<p style="text-align: justify">Yıkmak negatif bir eylem, yapmak ise pozitif bir eylemdir.</p>
<p style="text-align: justify">Ya da sizin bir düşünürünüz olan Hasan Turabi’nin deyişiyle “Hakkı gerçekleştirmek, batılı geçersiz kılmaktan daha zordur.”</p>
<p style="text-align: justify">Maalesef Arapça konuşamıyorum, ancak bana gelen tercümelerden bugün Mısır ve Tunus’ta cereyan eden siyasi polemik detaylarına bakılırsa insanların zamanlarının çoğunu eski rejimlerle ilişkisi olan kişilere sövmek ya da hakaret etmekle geçiriyorlar. Sanki devrim ancak sövgü ve yergi olmadan tamamlanamazmış gibi. Gördüğüm kadarıyla halkın geneli eski rejimlerle uzaktan yakından ilişkisi olan herkesi yok etme ve kınama eğilimindedir.</p>
<p style="text-align: justify">Bu bana göre yanlıştır.</p>
<p style="text-align: justify">Ben kalbinizde hissettiğiniz acıyı anlıyorum. Zulmün yüreklerinizde ne kadar derin acıları bıraktığını biliyorum. Ancak toplumun bu kadar geniş bir kesimini karşınıza almak devrim için tehlikeli sıkıntılar doğurabilir. Eski rejim destekçileri kamu mallarını, ülke ve emniyet birimleriyle ülkenin dışarıyla olan bağlantılarını kontrol ediyorlardı. Bu kişileri karşınıza almanız bu kişilerin güvenliğin sarsıldığı ve dengesizliğin kol gezdiği bu aşamada kendilerine en büyük hedef olarak devrimi boğmaya sevkedebilir ki bu sizin hiç istediğiniz bir şey değildir.</p>
<p style="text-align: justify">Birçok ekonomik kurum eski rejim taraftarlarının elinde bulunuyor. Bu kurumları hedef seçmek, yok etmek ya da etkisiz hale getirmek şu an da hiç de istemediğiniz büyük bir ekonomik felaket ya da bir dengesizlik meydana gelebilir.</p>
<p style="text-align: justify">Şunu unutmayın, eski rejim taraftarları nihayetinde bu ülkenin vatandaşları, bunları affetmek, bunları bağışlamak şu aşamada ülkeye yapılacak en büyük hediyedir. Sonra bunları toplayıp denize atmak ya da nihai olarak bunları yok etmek mümkün değildir. Kaldı ki bu insanların da kendilerini ifade etme hakkı vardır, bu hak devrim sonrası terminolojisinde saygı gösterilmesi gereken hakların başında geliyor.</p>
<p style="text-align: justify">Biliyorum eskiden eski rejime münafıklık yapan aynı yüzlerin bugün devrime övgüler düzmesini görmek sizi rahatsız ediyor. Ancak en sağlıklısı devrime övgüler yağdırırken onları kınamayın, aksine onları tarafsız oluncaya ve toplumun ancak özgürlüğün doğuşunda katkıda bulunanları seçtiğine inanıncaya kadar bunu yapmaya teşvik edin.</p>
<p style="text-align: justify">Unutmayın! Geleceğe bakmak ve gelecekle ilgili gerçekçi davranmak acı geçmişin detaylarına takılmaktan daha iyidir.</p>
<p style="text-align: justify">Hapishaneden çıktığımda beni bekleyen en büyük tehdidin siyahî insanların oluşturduğu toplumun büyük bir kesiminin eski sistemle ilişkisi olan herkesi yargılamak istemeleriydi.</p>
<p style="text-align: justify">Ancak ben bunun önüne geçtim. Zaman da bunun en iyi seçenek olduğunu gösterdi. Eğer böyle olmasaydı Güney Afrika ya bir iç savaşa sürüklenirdi ya da yeni bir diktatörlüğe. Bunun için saldırganla saldırıya uğrayanı bir araya geldiği “Hakikat ve Barışma Komisyonu” oluşturdum. Herkes birbirini dinledi, birbirini bağışladı.</p>
<p style="text-align: justify">Biliyorum bu acı bir siyaset ama etkili bir siyasettir.</p>
<p style="text-align: justify">Ben bunu bu şekilde görüyorum. Ancak nihayetinde siz daha iyi biliyorsunuz. Öteki diktatörlüklerin etrafında toplanan topluma şu mesajı vereceksiniz: Demokrasi ve devrim ışığında geleceğinizden korkmayın. Böylece çıkarını düşünen birçok kişinin değişime meylettiklerini görürsünüz. Aynı şekilde ayakta kalan birçok diktatörlüğe, kendilerini nelerin beklediğine dair korku ve endişe vereceksiniz.</p>
<p style="text-align: justify">Düşünün ki &#8211; birçok kişinin temenni ettiği gibi-Güney Afrika’da beyazlarla alay ediyoruz, onları kınıyoruz, onları yok sayıyoruz ve tırnaklarını çekiyoruz? Eğer böyle olsaydı Güney Afrika insanlık tarihinin en başarılı hikâyelerinden birini nasıl gerçekleştirirdi?<br />
.<br />
Peygamberiniz Hz. Muhammed’in şu sözünü hatırlamanızı tavsiye ederim: “Haydi gidiniz…! Hepiniz serbestsiniz..!!”(1)</p>
<p style="text-align: justify"><strong>Nelson Rolihlahla Mandela<br />
Huwanton- Johannesburg</strong></p>
<p style="text-align: justify">
(1) Hz. Peygamber (sav) Mekke&#8217;yi fethettiği zaman korku içindeki Mekkelilere: &#8220;اِذْهَبُوا فَاَنْتُمُ الطُّلَقَاءِ&#8221; “Haydi gidiniz…! Hepiniz serbestsiniz..!!” diyerek birkaç kişi hariç toptan hepsini affetmişti.</p>
<p style="text-align: justify"><strong>Mehmet Direk / TİMETURK</strong></p>
<p style="text-align: justify"><strong><a href="http://www.timeturk.com/tr/2011/07/23/nelson-mandela-dan-arap-devrimcilere-ogut.html">http://www.timeturk.com/tr/2011/07/23/nelson-mandela-dan-arap-devrimcilere-ogut.html</a><br />
</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.myzest.com/nelson-mandeladan-arap-devrimcilere-ogut/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir Yudum Gazlı İçecek Neler Yapıyor?</title>
		<link>http://www.myzest.com/bir-yudum-gazli-icecek-neler-yapiyor/</link>
		<comments>http://www.myzest.com/bir-yudum-gazli-icecek-neler-yapiyor/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 21 Jul 2011 08:40:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mustaky</dc:creator>
				<category><![CDATA[Alıntı]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.myzest.com/?p=787</guid>
		<description><![CDATA[

Yaz aylarının gelmesiyle tüketimi artan gazlı içecekler vücutta pek çok etki bırakıyor. Gazlı içeceklerde bulunan sodyum benzoat maddesi, hazır gıda sektöründe koruyucu antimikrobiyal madde olarak kullanılan ve ürünün raf ömrünü uzatan kimyasal bir tuzdur. Bu ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<p class="sayac_bilgi"></p>
<p style="text-align: justify"><a href="http://www.myzest.com/wp-content/kola.jpg" rel="shadowbox[sbpost-787];player=img;"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-788" src="http://www.myzest.com/wp-content/kola-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></a>Yaz aylarının gelmesiyle tüketimi artan gazlı içecekler vücutta pek çok etki bırakıyor. Gazlı içeceklerde bulunan sodyum benzoat maddesi, hazır gıda sektöründe koruyucu antimikrobiyal madde olarak kullanılan ve ürünün raf ömrünü uzatan kimyasal bir tuzdur. Bu madde potasyumun kullanabilirliğini düşürür. Araştırmalara göre vücudun sodyum benzoata gösterdiği reaksiyonlar egzama, astım ve kurdeşene neden olabilir. Posta&#8217;nın haberine göre; Gazlı içeceklerde bulunan asit ve şeker, diş minelerini zedeler. Oluşan diş çürükleri sinirlere, diş köküne veya dişin alt kısmında bulunan bölgeye ulaştığı zaman, dişözü dokusunun ölümüne sebep olabilir. Bu rahatsızlık, hemen tedavi edilmediği takdirde diş ve diş eti apsesine yol açar.<span id="more-787"></span></p>
<p>Gazlı içecekler, birçok sağlık sorununa yol açan ve son zamanlarda yapılan ciddi araştırmalara konu olan yüksek dozda fruktozlu mısır şurubu içerir. Bu madde, aynı zamanda kalp hastalıkları ve diyabete sebep olan metabolik rahatsızlık risklerini yükseltir.</p>
<p>Böbrek rahatsızlıkları<br />
Gazlı içecekler, uzun vadede böbrek taşına ve diğer böbrek rahatsızlıklarına yol açabilen yüksek miktarda fosforik asit içerir.</p>
<p>Üreme rahatsızlıkları<br />
Gazlı içecek kutuları içeriğinde bol miktarda BPA maddesi bulunduran bir çeşit reçineyle kaplıdır. Bu madde aynı zamanda plastik şişelerde ve biberonlarda bol miktarda bulunan, iç salgı bezlerine zarar veren kanser yapıcı bir kimyasaldır. Erken ergenlik veüretim sistemi rahatsızlıklarına yol açar.</p>
<p>Aşırı şeker yüklemesi<br />
Gazlı içecek tükettikten 20 dakika sonra kandaki şeker oranı yükselir ve buna bağlı olarak insülin patlaması gerçekleşir. Artan hormon seviyesiyle karaciğer, vücutta bulunan şekeri hızlı bir şekilde yağa dönüştürür.</p>
<p>40 dakika sonra kafein hazmı tamamlanır. Gözbebekleri büyümeye başlar, kan basıncı yükselir ve buna bağlı olarak karaciğer, dolaşım sistemine daha fazla şeker pompalar. Beyinde bulunan adenozin alıcıları tıkanır ve vücuttaki rehavet hali ortadan kalkar.</p>
<p>Gazlı içecek tükettikten 45 dakika sonra vücut dopamin üretimini artırır. Bu kimyasaldaki artış, beyinde bulunan ve zevk duygusunu üreten sinir ağını uyarır.</p>
<p>Osteoporoz<br />
Gazlı içecekler fosforik asit ve yüksek oranda fosfat içerir. Bu maddeler, uzun vadede osteoporoz riskini yükseltir ve kemik kırılmalarına yol açar. Fosfor idrarla dışarı atıldığı zaman, kemikleri onaran ve vücudun geri kalanı için önem arz eden kalsiyum maddesini de kendisiyle birlikte götürür.</p>
<p>Obezite<br />
Gazlı içecek tüketimi ve vücut ağırlığı arasındaki ilişkinin çok yüksek olduğu biliniyor. Yapılan araştırmalara göre tüketilen her gazlı içecek, obezite olma riskini 1.6 kere artırmakta.</p>
<p>Kalp damar rahatsızlıklarının yüzde 70’i obeziteye bağlı.<br />
Meme ve bağırsak kanseri tanısı konan hastaların yüzde 42’si obeziteden mustarip.<br />
Safrakesesi ameliyatlarının yüzde 30’u obeziteden kaynaklanıyor.</p>
<p>Diyabet<br />
Daha fazla gazlı içecek tüketen kimselerin tip 2 diyabete yakalanma riski yüzde 80 daha yüksek.</p>
<p style="text-align: justify">&nbsp;</p>
<p style="text-align: justify"><a href="http://www.foodinlife.com.tr/phoe2.php?i=10108">http://www.foodinlife.com.tr/phoe2.php?i=10108</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.myzest.com/bir-yudum-gazli-icecek-neler-yapiyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Berat Kandili</title>
		<link>http://www.myzest.com/berat-kandili/</link>
		<comments>http://www.myzest.com/berat-kandili/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 15 Jul 2011 15:12:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mustaky</dc:creator>
				<category><![CDATA[Alıntı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.myzest.com/?p=780</guid>
		<description><![CDATA[

Berat Kandili veya Beraat Kandili, (Berâet Kandili), (Arapça: ليلة منتصف شعبان, Şaban&#8217;ın yarısı) İslam dininde kutsal kabul edilen gecelerden biridir. Şabanayının 14. gününü 15. gününe bağlayan gecesi Berat gecesidir. Osmanlı İmparatorluğu&#8216;nda II. Selim&#8216;den itibaren minarelerde kandil yakılmasıyla kandil adını almıştır.
Berat (Berâet), ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<p class="sayac_bilgi"></p>
<p style="text-align: justify"><a href="http://www.myzest.com/wp-content/a.jpg" rel="shadowbox[sbpost-780];player=img;"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-783" src="http://www.myzest.com/wp-content/a-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></a><strong>Berat Kandili</strong> veya <strong>Beraat Kandili</strong>, <em>(Berâet Kandili), (<a title="Arapça" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Arap%C3%A7a">Arapça</a>: ليلة منتصف شعبان, Şaban&#8217;ın yarısı)</em> <a title="İslam" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0slam">İslam</a> dininde kutsal kabul edilen gecelerden biridir. <a title="Şaban" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/%C5%9Eaban">Şaban</a>ayının 14. gününü 15. gününe bağlayan gecesi Berat gecesidir. <a title="Osmanlı İmparatorluğu" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Osmanl%C4%B1_%C4%B0mparatorlu%C4%9Fu">Osmanlı İmparatorluğu</a>&#8216;nda <a title="II. Selim" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/II._Selim">II. Selim</a>&#8216;den itibaren minarelerde kandil yakılmasıyla kandil adını almıştır.<span id="more-780"></span></p>
<p style="text-align: justify">Berat <em>(Berâet)</em>, Arapça&#8217;da temize çıkma anlamına gelir. İslam inancına göre bu gecenin bereketli ve feyizli bir gece olması sebebiyle <strong>Mübarek Gece</strong>; günahların affı ve kulların temize çıkarılması sebebiyle de <strong>Berat Gecesi</strong> ve kulların ihsana kavuşmaları nedeniyle de <strong>Rahmet Gecesi</strong> gibi adlar da verilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify">Müslümanlar bu geceyi ibadet ve taatle geçirmenin pek çok sevabı ve feyzi olduğuna inanır. Bu konuda İslam peygamberi <a title="Muhammed bin Abdullah" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Muhammed_bin_Abdullah">Muhammed bin Abdullah</a>&#8216;ın bir hadisi vardır:</p>
<p style="text-align: justify"><em>&#8220;Şaban ayının on beşinci gecesi olduğu zaman, gecesinde ibadete kalkın. Ve o gecenin gündüzünde (kandilden sonraki gün) oruç tutunuz. Çünkü o gece güneş batınca Allah-u Teâlâ o andan fecir oluncaya kadar: &#8216;Benden mağfiret dileyen yok mu, onu mağfiret edeyim. Benden rızık isteyen yok mu, onu rızıklandırayım. (Bir belâ ile) müptelâ olan yok mu, ona kurtuluş vereyim&#8217; buyurur.&#8221;</em> (İbn Mâce)<sup>[<em><a title="Vikipedi:Kaynak gösterme" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Vikipedi:Kaynak_g%C3%B6sterme">kaynak belirtilmeli</a></em>]</sup></p>
<p style="text-align: justify">Ayrıca Berat gecesi, Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;in <a title="Levh-i Mahfûz" href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Levh-i_Mahf%C3%BBz">Levh-i Mahfûz</a>&#8216;dan Dünya semasına toptan indirildiği gecedir. Buna &#8220;inzâl&#8221; denir. Kadir Gecesi&#8217;nde ise Peygamber&#8217;e ilk kez ve parça parça indirilmeye başlanmıştır. Buna da &#8220;tenzîl&#8221; denir.</p>
<p><a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Berat_Kandili">http://tr.wikipedia.org/wiki/Berat_Kandili</a></p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.myzest.com/berat-kandili/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çay da domuz kanı var mı yok mu???</title>
		<link>http://www.myzest.com/cay-da-domuz-kani-var-mi-yok-mu/</link>
		<comments>http://www.myzest.com/cay-da-domuz-kani-var-mi-yok-mu/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 24 Jun 2011 09:13:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mustaky</dc:creator>
				<category><![CDATA[Alıntı]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.myzest.com/?p=776</guid>
		<description><![CDATA[

Çayda domuz kanı iddiasını değerlendiren Sağlık ve Gıda Güvenliği  Hareketi Başkanı Kemal Özer; “Çaya domuz kanı eklendi haberleri,  Türkiye’nin gıda fotoğrafının sadece küçük bir kesitidir” dedi.





Dünyanın en çok çay tüketen  ikinci toplumu ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<p class="sayac_bilgi"></p>
<p style="text-align: justify"><strong><a href="http://www.myzest.com/wp-content/images2.jpg" rel="shadowbox[sbpost-776];player=img;"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-777" src="http://www.myzest.com/wp-content/images2-150x150.jpg" alt="" width="150" height="150" /></a>Çayda domuz kanı iddiasını değerlendiren Sağlık ve Gıda Güvenliği  Hareketi Başkanı Kemal Özer; “Çaya domuz kanı eklendi haberleri,  Türkiye’nin gıda fotoğrafının sadece küçük bir kesitidir” dedi.<span id="more-776"></span></strong></p>
<div style="text-align: justify"></div>
<div style="text-align: justify"></div>
<div style="text-align: justify"></div>
<div style="text-align: justify"><!--more--></div>
<div style="text-align: justify"></div>
<div style="text-align: justify">Dünyanın en çok çay tüketen  ikinci toplumu  olan Anadolu insanının çayına domuz kanı  karıştırılmasının ihtimal dışı  olmadığını belirten Sağlık ve Gıda  Güvenliği Hareketi Başkanı Kemal  Özer, yaptığı açıklamada şu görüşleri  dile getirdi:</div>
<div style="text-align: justify"><strong>HABERLERDE HİÇBİR HATA YOKTU</strong></div>
<div style="text-align: justify">“Hafta başında çok sayıda ilimizde Jandarma’nın 6 ay süren takibi   sonrasında piyasa değeri 20 milyon (20 trilyon) lira olan, 1 milyon 473   bin kilogram çayın İran&#8217;dan, katırların sırtında kaçak yollarla   Türkiye&#8217;ye sokulduğunun tespit edilerek operasyon yapıldığı, yapılan   operasyonda; aralarında polis, jandarma, adliye görevlileri ve   işadamlarının da olduğu 32 kişinin gözaltına alınarak mahkemeye sevk   edildiği haberi <a href="http://www.gidahareketi.org/Bu-Caylar-Domuz-Kani--1143-haberi.aspx" target="_blank">AA, CİHAN, DHA, İHA haber ajansları ile birçok basın yayın organı</a>nda yer almıştı.</div>
<div style="text-align: justify"><strong>DOMUZ KANI SON OPERASYONA AİT DEĞİL</strong></div>
<div style="text-align: justify">“Jandarma <strong><span style="text-decoration: underline">Komutanlığı ekiplerince önceki operasyonlarda ele   geçirilen ve Gümrük Müdürlüğü&#8217;nce, yediemin depolarında muhafaza edilen   çayların</span></strong> <strong><span style="text-decoration: underline">Tarım Bakanlığı laboratuvarlarına gönderilen   numunelerinde yapılan incelemelerde de domuz kanı ve sağlığa zararlı   birçok katkı maddesi bulunduğu</span></strong>” bilgisi, müştereken tüm haberlerde yer almaktaydı.</div>
<div style="text-align: justify">Türkiye’de faaliyet gösteren tüm ajanslarda benzer ifadelerle yer   alan bu haberin tümünde, Tarım Bakanlığı laboratuvarlarında domuz kanı   tespit edildiği bilgisi yer almaktaydı. Ajanslar bu habere bir basın   açıklaması veya basın toplantısı yoluyla ulaşmamış, bilakis sanıkların   adliyeye intikali sırasında haberdar olmuşlardı. Ayrıca muhabirler de   haberi farklı kaynaklardan aldıklarını ifade etmekteler.</div>
<div style="text-align: justify">Bu haberi ilginç kılan ve daha çok etki yapmasına neden olan “domuz kanı” bulunduğu bilgisi, -<em>bir gün gecikmeli olarak</em>- Tarım Bakanlığı ve Van Valiliği’nce yalanlandı.</div>
<div style="text-align: justify">Ajansların haberleri dikkatle incelendiğinde, domuz kanının son   operasyona ait olmadığı, özellikle de bu operasyon öncesi yapılan diğer   operasyonlar kast edilerek, çaylarda domuz kanı dâhil çok sayıda  sağlığa  zararlı katkı maddesinin yer aldığı açıkça görülecektir. Buna  rağmen,  Bakanlık ve Valiliğin, önceki operasyonların inceleme  sonuçlarını yok  sayarak, ‘analiz yapılmadı ki, domuz kanı tespit  edilsin’ kabilinden bir  açıklama yapması, hem operasyonu gölgelemiş,  hem de toplumu yanlış  bilgilendirmiştir.</div>
<div style="text-align: justify"><strong>ÇAYKUR: İTHAL ÇAYLAR ZEHİR DEPOSU</strong></div>
<div style="text-align: justify">Türkiye’nin en büyük çay tedarikçisi ve Tarım Bakanlığı’na bağlı   bir Genel Müdürlük olan Çaykur’un Genel Müdürü yaptığı açıklamada “<strong>Yabancı   menşeli çaylarda zararlı kimyasallara rastladık. Zirai mücadelede   kullanılan ilaçlara ve ağır metallere rastladık. Menşei belli olmayan bu   çaylar tüketici için ciddi bir tehdit oluşturuyor. Dışarıdan gelen   çayların içerisinde ne olduğunu bilmiyoruz</strong>” şeklinde gerçeği bir başka dille ifade etmektedir.</div>
<div style="text-align: justify"><strong>TARIM BAKANLIĞI BUNU HEP YAPIYOR</strong></div>
<div style="text-align: justify">Ne yazık ki bütün bu gerçekler, Tarım Bakanlığı ve Van Valiliği’nin   basın açıklamasıyla gölgelenmekle kalmamış, hem topluma yanlış bilgi   verilmiş, hem dürüst üreticilere hem de basın mensuplarına büyük bir   haksızlık yapılmıştır. Tüm çıplaklığıyla ortada olan olayla ilgili,   kamuoyu şu soruların cevaplarını beklemektedir.</div>
<div style="text-align: justify"><strong>İŞTE CEVAP BEKLEYEN SORULAR</strong></div>
<div style="text-align: justify">1-      Haber metinlerindeki ‘<strong><span style="text-decoration: underline">önceki operasyonlarda ele geçirilen çayların,</span></strong> <strong><span style="text-decoration: underline">Tarım   Bakanlığı laboratuvarlarına gönderilen numunelerinde yapılan   incelemelerde de domuz kanı ve sağlığa zararlı birçok katkı maddesi   bulunduğu</span></strong>’ ifadesinin son operasyona ait olmadığı halde, Tarım Bakanlığı neden yalanlama ihtiyacı hissetmiştir?</div>
<div style="text-align: justify">2-      Şayet   bu bilgi doğru değilse, bu kadar ajans bu bilgiye nasıl ulaşmıştır ve   habercilere bu bilgileri kim veya kimler vermiştir? Bu bilgiler   yanlışsa, bilgi kaynakları hakkında herhangi bir işlem yapılmış mıdır?</div>
<div style="text-align: justify">3-      Bu durumda, önceki operasyonlarda ele geçirilen çayların analiz sonuçları dava dosyasında var mıdır?</div>
<div style="text-align: justify">4-      Çaykur   genel müdürünün haberleri doğrulayan açıklamasına rağmen, Bakanlık,   kamuoyunu yeniden ve doğru olarak bilgilendirecek midir?</div>
<div style="text-align: justify">5-      Son   operasyonda dâhil olmak üzere tüm gelişmeler kamuoyuna açıklanarak   şeffaflık sağlanacak mıdır? Yoksa bir yalanlama açıklaması ile konunun   üzeri kapatılacak mıdır?</div>
<div style="text-align: justify">6-      Gıda   maddelerini yasal olmayan yollarla ülkeye sokanlar ve sağlıksız   ürünleri tüketime arz ederek toplum sağlığını hiçe sayan şahıs, kurum ve   şirketler ifşa edilecek midir?</div>
<div style="text-align: justify">7-      Hem   tüm bu risklere, hem de dünyanın en önemli çay üreticilerinden biri   olmamıza rağmen, hâlâ çay ithalatına izin verilmeye devam edilecek   midir?</div>
<div style="text-align: justify"><strong>GERÇEK HALKTAN SÜREKLİ SAKLANIYOR</strong></div>
<div style="text-align: justify">Sağlık ve Gıda Güvenliği Hareketi olarak bu son olay vesilesiyle,   Türkiye’de hâlen yaşanmaya devam edilen ve önlenmesi için hiçbir somut   adım atılmayan <strong>‘gıda terörü’ </strong>ile ilgili bazı bilgileri kamuoyu ile paylaşmakta yarar görmekteyiz.</div>
<div style="text-align: justify">Ne yazık ki, ülkemizde gıda terörü ile ilgili medyaya yansıyan olay   sayısı son derece azdır. Oysa ülkemiz gıda terörünün en yoğun  görüldüğü  ülkelerden biridir. Medyaya yansıyan olaylarla ilgili olarak  Bakanlık  bilgileri gizleyip, olay takibinin yapılmasını  engellemektedir. Bu da  birçok gıda sorununun sumen altı edilmesine,  dolayısıyla da insanların  sağlık sorunları yaşayarak maddi ve manevi  zarar görmesine neden  olmaktadır.</div>
<div style="text-align: justify"><strong>DOMUZ KANI SİGARA FİLTRELERİNDE DE BULUNMUŞTU</strong></div>
<div style="text-align: justify">Hatırlanacağı üzere geçtiğimiz yıl, sigara filtrelerine domuz kanı   ilave edildiği bazı üniversiteler tarafından tespit edilmiş, hatta bir   üreticinin itiraf etmesine rağmen, konunun üstü Sağlık Bakanlığı   tarafından kapatılmıştı.</div>
<div style="text-align: justify"><strong>HALK SAĞLIĞINI ASIL TEHDİT EDEN BAKANLIK</strong></div>
<div style="text-align: justify">Bu tür tespitleri kamuoyu ile paylaşarak, üreticiler nezdinde   caydırıcı olması gereken Tarım Bakanlığı, tüm gıda sorunlarının üstüne   sünger çekerek, halk sağlığını tehdit eden en büyük güç olma vasfını   koruyor.</div>
<div style="text-align: justify">Herhangi bir gıda ve sağlık sorunu polis operasyonuna konu   olmadığı, yargıya intikal etmediği veya basın tarafından haber   yapılmadığı sürece, Türkiye, insanlığı tehdit eden bu tehlikeyi hiçbir   zaman öğrenememektedir. Mezkûr gelişmede olduğu gibi çoğu hâdisede de   yapılan açıklamalarla olaylar kapatılmak istenmektedir.</div>
<div style="text-align: justify"><strong>GIDA TERÖRİSTLERİNİN DEŞİFRE EDİLMESİNDE KAMU YARARI YOKMUŞ</strong></div>
<div style="text-align: justify">Yine bu vesileyle, Gıda Hareketi olarak geçtiğimiz ay Tarım   Bakanlığı’na yaptığımız, ‘mevzuata aykırı gıda üreten firmaların kimler   olduğu’ yönündeki sorumuza verilen üzücü ve kaygı verici cevabı   paylaşarak, Tarım Bakanlığı’nın bozuk ve sağlıksız gıda üreten firmalara   yönelik korumacılığına dikkatleri çekmekte yarar görüyoruz.</div>
<div style="text-align: justify">“Olumsuzluk tespit edilen ürünler belirli bir firma tarafından   üretilmiş ürünler olmayıp, gıda üretim tüketim sürecinde ürün bazında   tespit edilen olumsuzluktan da sadece bir firma sorumlu değildir. Ayrıca   denetimler sonucunda tespit edilen bu ürünler, toplatılmış olduğundan   ve satın alınması yasal olarak mümkün olmadığından, ürün ve   üreticilerinin adlarının tüketiciye duyurulmasında halk sağlığının   korunması bakımından pratik bir yarar bulunmamaktadır. Talep ettiğiniz   firma ve marka isimlerinin, tarafınıza verilmesi veya kamuoyuna   açıklanması uygun görülmemektedir” (31 Mayıs 2011 / Tarım Bakanlığı   Koruma Kontrol Genel Müdürlüğü)</div>
<div style="text-align: justify"><strong>TARIM BÜROKRASİSİ DE YARGILANMALI</strong></div>
<div style="text-align: justify">Nasıl ki kazalarda Karayolları Genel Müdürlüğü de kusuru oranında   yargılanıyorsa, sağlıksız gıda üreten, rüşvet alıp/verenlerle birlikte,   denetim görevini yeterince yapmayan Bakan ve bürokratları da   yargılanmalıdır.</div>
<div style="text-align: justify">Çünkü anayasanın ve yasaların yüklediği denetim yükümlülüğünün   gereği gibi yapılmaması ve denetim sonuçlarının kamuoyundan gizlenmesi   suçtur. Bu suçlar cezalandırılmazsa, kontrol edilemez hâle gelir ve   bugünkü sonuçlar ortaya çıkar. Unutulmamalıdır ki, sağlıksız gıda, temel   insan haklarının ihlâlidir.</div>
<div style="text-align: justify">Bu gelişmelerin toplum ve medyanın duyarlılığını artırmasını diliyoruz.”</div>
<div style="text-align: justify"></div>
<div style="text-align: justify">http://www.timeturk.com/tr/2011/06/24/cay-da-domuz-kani-var-mi-yok-mu.html</div>
<p style="text-align: justify">&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.myzest.com/cay-da-domuz-kani-var-mi-yok-mu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bu virüsle Allah inancını yok edecekler!!!</title>
		<link>http://www.myzest.com/bu-virusle-allah-inancini-yok-edecekler/</link>
		<comments>http://www.myzest.com/bu-virusle-allah-inancini-yok-edecekler/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 16 Jun 2011 08:38:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mustaky</dc:creator>
				<category><![CDATA[Alıntı]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.myzest.com/?p=766</guid>
		<description><![CDATA[

KEMAL ÖZER / TIMETURK ÖZEL
Pentagon, insanlarda ‘Tanrı geni’ diye de adlandırılan VMAT2 genini yok  etmek için çalışma başlattı.  ABD bununla Tanrı geninin beyindeki bazı  molekülleri kontrol ederek, genlerimize işlemiş olan inanç duyusunu ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<p class="sayac_bilgi"></p>
<p>KEMAL ÖZER / TIMETURK ÖZEL</p>
<p>Pentagon, insanlarda ‘Tanrı geni’ diye de adlandırılan VMAT2 genini yok  etmek için çalışma başlattı.  ABD bununla Tanrı geninin beyindeki bazı  molekülleri kontrol ederek, genlerimize işlemiş olan inanç duyusunu yok  etmeyi hedefliyor.<span id="more-766"></span></p>
<p>Amerika Birleşik Devletleri Savunma Bakanlığı Pentagon’un korkunç bir  proje üzerinde çalıştığı gösteriyor. İddiaya göre Pentagon insanlardaki  Allah’a inanmayı sağlayan ve ‘Tanrı geni’ diye de adlandırılan VMAT2  genini yok etmek için çalışma başlattı ortaya çıktı.</p>
<p>Savunma Bakanlığı Pentagon yetkililerine göre planı şöyle işleyecek.  Laboratuvarda geliştirilen bulaşıcı bir grip virüsü insanların toplu  yaşadığı mekânlarda yayılacak.</p>
<p>Virüs yaygınlaştırılınca bu virüsü engellemek bahanesiyle  ‘funvax-fundamentalists vaccine’ yani ‘köktenci aşı’ denilen bir aşı ile   kullanılacak. Bunun içinde kuş gribi ve domuz gribi virüslerinde  olduğu gibi Dünya Sağlık Örgütü gibi küresel organizasyonlar devre  girecek.</p>
<p><strong>ROCKEFELLER VAKFI’NIN RAPORUNDA DA YER ALMIŞTI</strong></p>
<p>Rockefeller ailesine ait Rockefeller Foundation (Rockefeller Vakfı)’nın 1  Haziran 2010’da yayınladığı rapor “Geleceğe dair uluslar arası kalkınma  ve teknoloji senaryoları” (Scenarios for the Future of Technology and  International Development) raporda benzer bir plandan söz edilmişti.</p>
<p>Raporun sunum kısmını kaleme alan Rockefeller Vakfı’nın başkanı Judith  Rodin, dünya H1N1 virüsünden daha tehlikeli bir virüs ile karşı karşıya  olduğunu iddia edip “Alınan hiçbir tedbirin bu virüsün yayılmasını  engelleyemez” diyor.</p>
<p>Rockefeller Vakfı’nın başkanı Judith Rodin korku senaryosunu ve kirli  planı “Daha şimdiden dünya nüfusunun beşte biri, bu virüsü kapmış. Kısa  bir süre sekiz milyondan fazla insan bu virüs yüzünden ölecek” şeklinde  özetliyor.</p>
<p><strong>VİRÜS LABORATUVAR GELİŞTİRİLDİ<br />
</strong><br />
Rackefeller Vakfı’nda söz edilen virüsle bu aynı virüs mü bilinmiyor  ancak belgelere göre insanlarını virüsü engellemek bahanesiyle herkese  zorla aşılanacak. Bu sayede de Allah’a inanmayı sağlayan VMAT2 genin  DNA’sı değiştirilecek.</p>
<p><strong>DENEMELER YAPILDI BİLE</strong></p>
<p>Irak ve Afganistan&#8217;daki insanların Allah inançlarını ortadan  kaldırılması için aşının bu iki ülkede denendiği iddialar arasında.  Videoda ifade edildiğine göre bu virüsü halkların toplu mekanlarda  yaygınlaştırılacak.</p>
<p><strong>İşte videodan bazı bir kesit:<br />
</strong><br />
“Tezimiz şu; Bu insanlar fanatik. Tanrı geni daha fazla. Bu aşı ile onların bu davranışlarını elimine edebiliriz.</p>
<p>Sol tarafta dindar, köktendinci olan insanlardaki VMAT2 (Tanrı Geni)  görülüyor.  Sağda ise çok dindar olmayanların gen grafiği görülüyor.”</p>
<p><strong>WIKIPEDIA’DA TANRI GENİ:<br />
</strong><br />
‘Tanrı geni’ tezine göre insanlarda mistisizme ve ruhaniliğe  yatkınlaştıran bazı genler vardır. Bu fikri ilke olarak genetik bilimci  Dean Hammer savunmuştur. Bu teorinin önemli argümanları şunlardır;</p>
<p>(1) Ruhanilik (dindarlık) derecesi psikometrik ölçümlerle anlaşılabilir.</p>
<p>(2) Dindarlık kısmen kalıtsaldır.</p>
<p>(3) Bu kalıtsallığın bir kısmı VMAT2 (tanrı geni) ile alakalıdır.</p>
<p>(4) Bu gene monoamin seviyelerinin değiştirilmesiyle harekete geçer.</p>
<p>http://www.timeturk.com/tr/2011/06/14/bu-virusle-allah-inancini-yok-edecekler.html</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.myzest.com/bu-virusle-allah-inancini-yok-edecekler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Öcalan&#8217;ın cuma namazı aşkı nereden çıktı?- Adem Yavuz ARSLAN</title>
		<link>http://www.myzest.com/ocalanin-cuma-namazi-aski-nereden-cikti-adem-yavuz-arslan/</link>
		<comments>http://www.myzest.com/ocalanin-cuma-namazi-aski-nereden-cikti-adem-yavuz-arslan/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 23 Apr 2011 09:08:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mustaky</dc:creator>
				<category><![CDATA[Alıntı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.myzest.com/?p=757</guid>
		<description><![CDATA[

Bugün cuma&#8230;
Türkiye&#8217;nin her yerinde cuma namazları kılınacak. Fakat bir süredir birlik beraberlik sembolü olan bu namaz, Güneydoğu&#8217;da yeni bir fitneye araç yapılıyor.
Ortada çok tehlikeli bir senaryo var ve on binlerce dindar Kürt neye alet edildiğinin ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<p class="sayac_bilgi"></p>
<p>Bugün cuma&#8230;</p>
<p>Türkiye&#8217;nin her yerinde cuma namazları kılınacak. Fakat bir süredir <strong>birlik beraberlik sembolü olan bu namaz</strong>, Güneydoğu&#8217;da yeni <strong>bir fitneye araç </strong>yapılıyor.</p>
<p>Ortada çok <strong>tehlikeli bir senaryo var</strong> ve on binlerce <strong>dindar Kürt neye alet edildiğinin farkında değil. </strong></p>
<p>Bugün bu projeyi irdeleyecektim.</p>
<p>Fakat <strong>YSK öyle bir basiretsizlik</strong> örneği sergiledi ki iki gündür her şey alt üst oldu. Neyse ki akşam saatlerinde bu hatalarından döndüler ve <strong>kriz şimdilik çözüldü.<span id="more-757"></span></strong></p>
<p>Ama bu olay da gösterdi ki <strong>birileri Türkiye&#8217;nin sinir uçlarıyla oynamak</strong> için teyakkuzda.</p>
<p>Açıkçası bütün süreci başlatan <strong>ihbar mektubu</strong>, YSK&#8217;nın son dakika manevrası ve BDP&#8217;nin de bunu tepe tepe kullanma eğilimi &#8216;<strong>önceden çalışılmış proje&#8217;</strong> izlenimi veriyor. <strong>Kaldı ki istihbarat kulislerinde somut bilgiler var.</strong></p>
<p>Cuma ile ilgili projeye dönersek.</p>
<p>BDP yönetimi bir süredir &#8216;<strong>devletin imamlarının arkasında namaz kılınmaz&#8217;</strong> diyerek <strong>camileri de bölme eğiliminde</strong>.</p>
<p>Konuya biraz yakından bakınca <strong>bu tercihin spontane gelişmediğini</strong> görebiliyoruz.</p>
<p>Sırasıyla özetlersek;</p>
<p><strong>Öcalan, 28 Mart&#8217;ta kız kardeşi ile yaptığı görüşmede</strong> &#8216;PKK&#8217;nın cuma namazlarına öncülük etmesi&#8217; talimatını verdi. Cuma namazı ise &#8216;<strong>sivil itaatsizlik&#8217;</strong> kapsamında kurulan <strong>&#8216;barış çadırları&#8217;</strong>nda kılınacaktı.<strong> </strong></p>
<p><strong>Bu radikal bir dönüşüm çünkü örgüt bugüne kadar Marksist bir çizgideydi.</strong> Ancak bir eksen kaymasının sinyalleri de geliyordu.</p>
<p>Zaten KCK&#8217;da <strong>dindar Kürtler&#8217;i kafalamak için </strong>&#8216;Din Adamları Yardımlaşma Ve Dayanışma Derneği&#8217; kurmuştu.</p>
<p><strong>&#8216;KCK İnanç Komitesi&#8217; ise 8 Nisan&#8217;da</strong> örgütün web sitesinden yaptığı açıklamada &#8216;<strong>Bundan sonra Kürt halkının cuma namazlarını bu çadırlarda kılması gerekiyor</strong>&#8216; dedi.</p>
<p>KCK yapılanmasını bilenler bu ifadenin <strong>açık bir emir olduğunun</strong> farkındaydı. Aynı günlerde BDP lideri Demirtaş da &#8220;<strong>devletin imamlarının değil bizim imamlarımızın ardında saf tutulması gerekir</strong>&#8221; diyerek mesajı pekiştirdi.</p>
<p><strong>Demokratik Özerklik</strong> gündemini toplumun her alanına yaymak isteyen BDP, cuma namazlarıyla da  uzun yıllar soğuk baktığı dindar Kürtler&#8217;e el uzatmış oldu.</p>
<p>Oysa PKK Marksist-Leninist bir örgüt.</p>
<p><strong>Uzun yıllar da dine uzak durdu</strong>. Ne zaman AK Parti bölgede varlık göstermeye başladı <strong>KCK Diyarbakır merkezli DİAY-DER&#8217;i kurdu</strong>.</p>
<p><strong>Hatta DTK bünyesinde 6-7 Şubat 2010&#8242;da, Mardin&#8217;de inanç çalıştayı bile düzenlendi. </strong></p>
<p>Öcalan&#8217;ın &#8216;<strong>kişisel dönüşümü&#8217;</strong> ise dikkat çekici.</p>
<p>Mesela &#8216;<strong>Din sorununa devrimci yaklaşım&#8217; kitabında</strong> hiç de yakışık olmayan ifadeler var. &#8216;<strong>Oligarşik Cumhuriyet Gerçeği&#8217; isimli kitabında ise &#8216;Kürtler Kürtlüğü terk ettikleri oranda İslamlaştılar (s12)</strong> ve benzeri ilginç tespitlere yer vermiş.</p>
<p><strong>Öcalan &#8216;Özgür Yaşamla Diyaloglar&#8217; isimli 2002 tarihli kitabında</strong> ise başka bir boyuta geçiyor. &#8220;<strong>Lise  döneminde büyük felsefi bunalım yaşadım. Tanrı ile savaş verdim ve bu  savaştan başarı ile çıktıktan sonra yarı Tanrı oldum&#8221; </strong>diyen <strong>Öcalan 1992&#8242;de Yalçın Küçük&#8217;e verdiği röportajda</strong> &#8221; PKK&#8217;nın çıkışıyla İslamiyet&#8217;i karşılaştırıyorum&#8230; Peygamber gibi  konuşmak, peygamber gibi hitap etmek, nazarımda çok değerlidir. <strong>Kaldı ki peygamberce olmak niye kötü olsun</strong>!&#8221; diyor.</p>
<p>Öcalan&#8217;daki dönüşüm <strong>M. Ali Birand ile 1992&#8242;de yaptığı röportajda</strong> başka bir hal alıyor. Öcalan <strong>&#8216;yurtdışına çıkışımı peygamberin Mekke&#8217;deki sıkışmış durumuna benzetirim&#8221;</strong> demiş.</p>
<p><strong>AİHM&#8217;e verilmek üzere</strong> hazırlanan &#8216;<strong>Sümer Rahip Devletinden Halk Cumhuriyetine Doğru&#8221;</strong> isimli savunmasında ise &#8220;<strong>Namaz genel anlamda bir tiyatro olarak kabul edilebilir</strong>&#8221; diye başlayan uzun &#8216;<strong>çözümlemeler&#8217; yapıyor</strong> ve sonunda <strong>&#8216;tüm ibadetler çağın ihtiyaçlarına göre yeniden düzenlenmesi gerekir&#8221; (s234) diyor</strong>.</p>
<p><strong>11 Eylül 2004&#8242;te Özgür Politika&#8217;daki yazısında Hz. İsa&#8217;ya da parantez açmış</strong>.  &#8220;Doğuş, oluşum tarzım, sistemin içine giriş, muhaliflik ve yakalanış  tarzım Hz. İsa öyküsüne öz ve biçim olarak yakın durmaktadır. <strong>PKK başlangıçta on iki kişi civarındaydı.</strong>&#8221;</p>
<p>Görüldüğü gibi <strong>Öcalan&#8217;ın dinle ilişkisi dönemsel ve biraz da karışık</strong>.</p>
<p>BDP&#8217;de kafası karışık başkaları da var. Mesela <strong>BDP&#8217;li İbrahim Binici 26 Temmuz&#8217;da yaptığı açıklamada muhtelif yerlerde &#8216;Kürt Kilisesi&#8217; kurmaktan bahsetmişti. </strong>Ayla Akat ise &#8216;<strong>gönül isterdi ki bütün Kürtler Müslümanlığı bırakıp Hıristiyan olsun</strong>&#8221; mealli açıklamalarıyla hatırlanıyor.</p>
<p>Bu  arada hatırlatalım, kurulduğu günden bu yana dine uzak duran, hatta  örgüt içi eğitimlerde Öcalan&#8217;dan bir &#8216;Tanrı gibi&#8217; bahseden PKK  yöneticileri işlerine geldiğinde dini kullanmaktan çekinmiyorlar.</p>
<p><strong>Şemdin Sakık&#8217;ın ifadelerinde köylüleri kandırmak için nasıl mevlit okuttukları bile vardı.</strong></p>
<p>Fakat aynı PKK, 1992-1996 yılları arasında 41 din görevlisini şehit etmişti. Son olarak da bir Ramazan günü <strong>Hakkari&#8217;nin çok sevdiği imam Aziz Tan&#8217;ı şehit etmişlerdi. </strong></p>
<p>Yani, <strong>bugüne kadar nabza göre şerbet veren Öcalan şimdilerde yine dine sarıldı.</strong></p>
<p>Mısır&#8217;da başlayan ve diğer <strong>Ortadoğu ülkelerine yayılan halk gösterilerinde cuma namazının bir sembol olduğunu gören Öcalan</strong> şimdi Diyarbakır başta olmak üzere doğu illerinde PKK&#8217;nın imamlarına &#8216;<strong>ayrı cuma kıldırın&#8217;</strong> talimatı veriyor.</p>
<p>Böylece <strong>hem  dindar Kürtler&#8217;i AK Parti&#8217;den kopartacak hem de Mısır benzeri bir  ayaklanma gerçekleşecekse şimdiden zemin hazırlanmış olacak. </strong></p>
<p>Şimdi bugünkü namazda <strong>ayrı saf tutanlara sormak lazım. </strong></p>
<p><strong>Nasıl bir tuzağın içine çekildiğinizin farkında mısınız?</strong></p>
<p>http://www.bugun.com.tr/kose-yazisi/151712-ocalan-in-cuma-namazi-aski-nereden-cikti-makalesi.aspx</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.myzest.com/ocalanin-cuma-namazi-aski-nereden-cikti-adem-yavuz-arslan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Askerler Ecevit’ten DSP’yi istedi-İDRİS GÜRSOY</title>
		<link>http://www.myzest.com/askerler-ecevit%e2%80%99ten-dsp%e2%80%99yi-istedi-idris-gursoy/</link>
		<comments>http://www.myzest.com/askerler-ecevit%e2%80%99ten-dsp%e2%80%99yi-istedi-idris-gursoy/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 23 Apr 2011 08:59:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mustaky</dc:creator>
				<category><![CDATA[Alıntı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.myzest.com/?p=753</guid>
		<description><![CDATA[

2000 yılından vefatına kadar Bülent Ecevit’in koruma müdürlüğünü yapan Recai Birgün, Ecevit’i başbakanlıktan düşürmeyi hedef alan müdahale planlarını deşifre ediyor.
‘Gazete destesini aldım, Hürriyet’te Emin Çölaşan’ın yazısı vardı. Ecevit’in tırnaklarını kesemediğini, temizliğini yapamadığını anlatıyordu. Hürriyet’i en ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<p class="sayac_bilgi"></p>
<p>2000 yılından vefatına kadar Bülent Ecevit’in koruma müdürlüğünü yapan Recai Birgün, Ecevit’i başbakanlıktan düşürmeyi hedef alan müdahale planlarını deşifre ediyor.</p>
<p>‘Gazete destesini aldım, Hürriyet’te Emin Çölaşan’ın yazısı vardı. Ecevit’in tırnaklarını kesemediğini, temizliğini yapamadığını anlatıyordu. Hürriyet’i en başa alarak gazeteleri Ecevit’in masasına bıraktım. Görsün ve okusun istiyordum. Gazeteyi aldı eline ve Çölaşan’ın yazısını okudu. O anki hâlini keşke bir kamera olsaydı da size gösterebilseydim. Koltuğuna yığıldı kaldı, onu hiç bu kadar üzüntülü görmemiştim. Ağzından çıkan cümle şu oldu: Biz bu insanlara ne yaptık da bize bunu yapıyorlar!”</p>
<p><span id="more-753"></span></p>
<p>Bu sözler rahmetli Bülent Ecevit’in en yakınındaki isim Recai Birgün’e ait. Onu önemli kılan, merhum Başbakan Bülent Ecevit’in 2000 yılından ölünceye kadar koruma müdürü olması ve 2000-2001 yılları arasında onu hedef alan siyasi operasyonlara tanıklık etmesi. Birgün emniyet kökenli, terörle mücadelede 17 yıl çalışmış. Uğur Mumcu suikastı sırasında Ankara’da terörle mücadele şube müdür yardımcısı ve soruşturmayı yürüten isimlerden. Faili meçhul cinayetlerle ilgili ilginç tespitlerinden biri şu: “Operasyonu yapanlarla soruşturanlar aynı el olduğu için bir yere gelip duruyorsunuz.” Ergenekon davasında Savcı Zekeriya Öz’e tanık sıfatı ile ifade verdi. CHP ve Kılıçdaroğlu’nun Ergenekon avukatlığını eleştiriyor; “Ecevit bugün yaşasa, ‘Ergenekon var’ derdi.” değerlendirmesini yapıyor. “Ergenekon için bir dönem kapatılıp yeni bir dönem açılıyor.” sözleri de ona ait. Ecevit’i korumayı fiziken başardıklarını ama siyaseten başaramadıklarını anlatan Birgün, derin devletin siyasetin emrine girmesi gerektiğinin altını çiziyor.</p>
<p>2000-2001’de Ecevit neden hedef alındı? Ergenekon davasının bir numaralı sanığı Mehmet Haberal’ın Başkent Hastanesi’nde neler yaşandı? Haberal ve Başbakanlık muhabirleri ile arasında geçen konuşmalar nelerdi? Faili meçhuller neden aydınlatılamıyor? O dönem Başbakan Bülent Ecevit’e Rahşan Ecevit kadar  yakın bir isimdi Birgün, bugün Ergenekon davası ışığında anlattıkları tarihe not düşecek kadar önemli. Meclis’te Ecevit fotoğraflarının süslediği odasında Aksiyon’un sorularını cevapladı.</p>
<p>-Ecevit hedef miydi?</p>
<p>Hedef olduğunu iddia edenlerden birisiyim. 2000’lerden itibaren. Amerika Irak’a girmek istiyordu, Ecevit direnince operasyonlar yapıldı. Ecevit’e karşı fiziken bir saldırı olmadı ama siyasi saldırılar oldu. Ecevit’e yapılan komplo bir suikasttır. Bir öldürerek ortadan kaldırabilirsiniz bir de başbakanlığını elinden alarak&#8230; Biz ikincisini yaşadık, canına kastedilmedi ama elindeki güce kastedildi. Operasyon süreci yaşadık ve gücü de kaybettik.</p>
<p>-Ecevit hükümeti neden düşürülmek istendi?</p>
<p>O dönemde verilen karar vardı, 57. Hükümet gitmeliydi. Dış ve iç gerekçeler vardı. Düğmeye bastılar, Ecevit’le bu işi yapamayacağız, dediler. Bu güçlerin A, B planları olur. Devlette çalışan birisi olarak biliyorum. Her fırsat değerlendirildi Ecevit’i yıkmak, yıpratmak için.</p>
<p>-Neler yapıldı?</p>
<p>İlk fırsat bir krizle yakalandı. ‘MGK toplantısında Anayasa kitapçığı fırlatıldı’ denilerek ekonomik kriz tetiklendi. Ben Anayasa kitapçığı atılmadığını söyleyeyim. İçerideki bürokratlar anlattı; Halk Bankası’yla ilgili yolsuzluklar konuşulurken, Cumhurbaşkanı ‘Anayasada bakın böyle yazıyor’ diye kitapçığı ileri doğru uzatıyor. Hüsamettin Özkan ayağa fırlıyor ‘Sen bunu nasıl yaparsın?’ diye, Ecevit de hassas toplantıyı terk ediyor.</p>
<p>-Anayasa kitapçığı fırlatılmadı ise Ecevit neden bu kadar tepki gösteriyor?</p>
<p>Bu özel konunun bürokratların yanında konuşulmaması gerektiğini düşünüyor. Bürokratlar gittikten sonra belki bu konuşulabilir, çünkü bu askerleri ilgilendirmiyor. Medya bunu aldı büyüttü, Ecevit yönlendirildi. Gerginlik ortaya çıktı. 2001 Anayasa kitapçığı krizi diye bir kriz doğdu.</p>
<p>-Sonra?</p>
<p>Ekonomik kriz oldu. Sonra kasa olayı. Şimdi o kişi “Ben iki ev aldım.” diyor, acaba bu iki evi nasıl aldı, sormak lazım. Ben 27 senelik devlet memuruyum, bu kadar sürede alabildiğim iki ev yok. Nasıl aldı? Bize o gün gelen bilgiler bu kişinin belli yerlerden para alarak bu kasayı attığına dairdi. Ertesi gün bütün Ankara esnafı sokağa döküldü, büyük olaylar oldu zincirleme.</p>
<p>-Esnaf sokağa birileri tarafından mı döküldü?</p>
<p>Türk halkı kendi kendine organize olup sokağa çıkamaz. Bayrak mitinglerini bu ülke yaşadı, milyonlar sokağa döküldü. O da bir organizasyonun işiydi. Şimdi nerede bu milyonlar? Arkasından bir rahatsızlık olayı oldu, bir gaz sıkışması; yürüyerek girdiğimiz hastaneden çıkamadık.</p>
<p>-Bütün bunlar planlı mıydı?</p>
<p>Operasyonların bir parçasıydı. ‘İki kelimeyi bir araya getiremeyen, bunamış bir Ecevit’ profili çizildi. Amaç Ecevit’i hükümetten çekmek, hükümeti yıkmaktı. Bir rapor veya bu görüntüyle. Gazetelere bakın, Ecevit’e ‘çekil çağrısı’ yaptılar. Bir dik durabilen MHP vardı, bugün neden dik duramıyor anlamıyorum.</p>
<p>-Ecevit’e ‘hastanedeki tedavi eksik yapıldı’ raporu verdi Adli Tıp.</p>
<p>Çıkın sokağa ‘Ecevit ne oldu da hastalandı ve iyileşti?’ diye sorun. Herkes, bir şey oldu diyecek. Başkent Hastanesi’ne girmeden normal yürüyen Ecevit birdenbire yürüyemez, konuşamaz hâle geliyor, kelimeleri karıştırıyor. Sonra birdenbire yine düzeliyor. Normale döndü. Mitinglere katıldık. Her şey açığa çıkacak.</p>
<p>-Ecevit nasıl iyileşti birdenbire?</p>
<p>Ben bunu biliyorum, yaşadım. Hastaneden çıkardık, eve yatırdık; bu sefer iyileşmeye başladı. Eve çıktığında aynı doktorlar ‘iyileşmedi’ telkinleri yapıyordu. Haberal’ın hastanesine dönse iş göremez raporu verilecekti. En son Mücahit Pehlivan’ı getirdim eve, Ecevit’le konuştuk, ‘Bu işte bir iş var’ dedik. O da kabul etti muayeneyi. Pehlivan baktı ve “Bir şey yok sizde.” dedi. “Mücahit Bey, böyle yapma, omurga kırığı var diyorlar, dışarı çıkar felç olur, ikimiz de kendimizi kurtaramayız.” dedim. Seyyar röntgen cihazları getirdik, baktık iyileşmiş. Tedaviyi durdurduk. Haberal ve ekibi ile bir daha görüşmedik, irtibatı tak diye kestik.</p>
<p>-Emin Çölaşan, Ecevit’in tırnaklarını bile kesemediğini yazdı. Çölaşan’a o bilgiler nasıl geldi?</p>
<p>Ecevit’e karşı başbakanlık muhabirlerinin büyük bir saygısı vardı, olumsuz haberleri gerçek bile olsa yukarıya vermezlerdi. O dönem hastanenin başhekim yardımcısı bir bayan var, gazeteciler geldi ve dediler ki “Bu bayan bizi her sabah odasına davet edip Ecevit’le ilgili kötü haberler veriyor, bunları alın yazın der gibi. Böyle bir bilgi akışı var, biz bunları yazmıyoruz ama bizi zorluyorlar haberiniz olsun.” Ben de bunu Mehmet Haberal’a açtım, “Sizin başkehim yardımcısınız gazetecilerle böyle bir ilişki içinde. Bunu engelleyin.” dedim. Ancak buna rağmen bilgi akışı devam etti. Medyada bu haberler yayımlanmayınca bu sefer bu bilgileri direkt köşe yazarları ve yayın yönetmenlerine vermeye başladılar. Bunlardan biri Çölaşan’dı. Yazıdan sonra yine gittim Haberal’a. “Bunu ya siz söylediniz ya Ecevit söyledi ya da ben söyledim. Bunların hepsi abartılı.” dedim. Bir sürü küfürler etti Çölaşan hakkında, sonra baktık ki çok iyi dostlar.</p>
<p>-Bu yayınların maksadı neydi?</p>
<p>Amaç Ecevit’i başbakanlıktan etmekti. Ecevit sırtında kirler varmış da, tırnağını kesmekten acizmiş de! Olmayınca parti grubunu ikiye böldüler, Kemal Derviş’i kullanarak. Tam ikiye bölündü parti. Sayı düştü yarıya, hükümetin yıkılması lazım. Bahçeli (Devlet) diretti. Operasyonu gördü. Bu olayların yaşandığının farkına varmıştı.</p>
<p>-Ecevit neden önlem alamadı?</p>
<p>Operasyonlar o kadar arka arkaya geldi ki önlem alamadık. Bir hafta önce partinin bölüneceği bilgisi geldi ama önlem alamıyorsunuz, milletvekillerini toplayıp böyle bir şey var diyemiyorsunuz. Pat bir bakıyorsunuz, dökülmeler başlıyor, bazı çıkarcı milletvekilleri geliyor, bazı taleplerde bulunanlar oluyor.</p>
<p>-En önemli aktörler kimdi? Derviş ve Özkan bu olayın neresinde?</p>
<p>Kemal Derviş geldikten sonra ne oldu ise oldu. Bir bürokrat olarak davet edildi, başbakanla pazarlık sonucu ekonomiden sorumlu başbakan yardımcısı olarak çıktı. Hükümet sıkışmış, parayı getirebileceğine inanılıyordu. Hüsamettin Özkan ise sürekli parti içinde dışlanan birisi oldu Ecevit’e rağmen. Ecevit onu çok tutuyordu, parti içinde bir yere gelmek isteyenler de Özkan’ı bir engel diye görürdü.</p>
<p>-Özkan neden istifa etti?</p>
<p>Özkan bir müddet dik durdu ama sonra durmadı. Özkan bu operasyonun bir parçası değildi ama o da bu oyuna geldi. Ecevit’i savunabilirdi; medyayla da askerle de arası çok iyiydi, orada devreye girmedi. Başbakan olma fikri ona da cazip geldi, sessiz kaldı. O zaman herkes bu operasyonların başının Özkan olduğunu düşündü, ama değildi?</p>
<p>-Kimdi?</p>
<p>Ergenekon kullanılarak yapılan bir operasyondu. Şu andaki ayaklar oturuyor. Özkan’ı aşan bir şeydi diye düşünüyorum.</p>
<p>-Ecevit büyük hayal kırıklığına uğradı mı?</p>
<p>Her türlü hainliği normal karşılayan bir yapısı vardı. Özkan’la ilgili iddialara son ana kadar itibar etmedi, arkadan vurulmaya alışkındı.</p>
<p>-En büyük acıyı nerede çekti?</p>
<p>Emin Çölaşan’ın yazısında. Hürriyet gazetesini getirdiğimde en üste onu koydum görsün diye. Gazeteyi aldı, bir baktı, keşke o anki görüntüyü kayda geçirseydim de siz de görebilseydiniz. ‘Biz bu insanlara ne yaptık da bize böyle yapıyorlar!’ dedi. Çok belden aşağı şeyler vardı. Çok üzülmüştü. Yatağın üzerine yıkılmış gibi oturduğunu ilk kez orada gördüm.</p>
<p>-Ecevit bu süreçleri nasıl yorumladı?</p>
<p>Hiçbir yorum yapmadı. Bize de bu konuları fazla konuşmaya gerek yok dedi. Rahşan Ecevit konuşmak istiyordu, neler yaşadığımızı anlatmak istiyordu ama Ecevit susturdu. Ben de o zaman anlam veremiyordum. Hüsamettin Özkan başbakan olmak için yaptı diye düşünüyordum, bugün yaşananları görünce “Bu Özkan’ı da aşan bir operasyonmuş.” diyoruz. Zaten bunu anladıkları için o dönem televizyonlara çıkıp bu işin ardında bir iş var diye konuşanlar bu dönem konuşmuyor. “Ecevit’e çürük raporu verilecekti.” diyorlardı. Rahşan Hanım dâhil şimdi susuyorlar.</p>
<p>-Neden susuyorlar?</p>
<p>Konuşurlarsa bunun iktidar partisinin işine yarayacağını düşünüyorlar. Ben Rahşan Hanım’la tartıştım. Biz bunları yaşadık, araştırılsın istiyoruz dedim. ‘Hayır’ dedi; ama dinlemedim. Hakkımda 365 milyarlık dava açtılar. Daha sonra referandumda asıl kavgayı yaşadık. Orada da ‘Bu yargıyı tasfiye operasyonu’ dediler. Ben de ‘Evet ben bu yargının tasfiye edilmesi gerektiğine inanıyorum’ dedim. Parti olayı değil, AK Parti bugün var, yarın yok. Ama biz bu sistemle yıllardır yaşıyoruz. Yargı, silahlı kuvvetlerin üst kademesi ve bu derin yapılanma yıllardır ülkeyi istediği gibi yönlendirmiş.</p>
<p>-Nasıl?</p>
<p>Birilerini yargılamış, birilerini öldürmüş, birilerini faili meçhul yapmış, Güneydoğu’daki terörü bilerek veya bilmeyerek bugüne kadar yaymış. Ben orada 9 sene çalıştım, hem asker hem de polis olarak. Yaşadığım bir sürü şey var, bunları görmezden gelebilir miyim? Artık bu zihniyetin Türkiye’den tasfiye edilmesi lazım. Bu zihniyeti kim temsil ediyorsa tasfiye edilecek. Bu iktidar partisi ile ilgili bir durum değil.</p>
<p>-Başbakan Erdoğan da hedef mi?</p>
<p>Erdoğan’ın çıkışları normal adımlar değil, yüzde yüz tehdit ediliyordur. Ergenekon süreci çok önemli, bir dönemi kapatıp başka bir dönemi açıyor. Halk bunu daha sonra anlayacak, ama ben farkındayım. Bunu yapmak kolay değil. Erdoğan buna destek veriyor, bunun arkasında durmak kolay değildir.</p>
<p>-Neden?</p>
<p>Siz yıllardır ülkede faal olan derin bir yapılanma ile uğraşıyorsunuz. Bunu ortadan kaldırmaya çalışırken tehditlerle karşılaşmamanız mümkün değil. Başbakan yüzde yüz bu tür tehditler alıyor, ben ilk başlarda şunu söyledim; korumaları çok kaale almıyor, istiyor ki rahat davransın. Oysa söz konusu Erdoğan’ın hayatı değil, başbakanın hayatı, hele ki bu dönemde. Bugünlerde bir suikast olsa, başarıya ulaşsa ülkenin dönüşmeye başlayan kaderi ters dönebilir. O açıdan korunan kişilerin, kendilerinin ortadan kaldırıldıklarında olabilecekleri düşünerek korumalara hak vermeleri gerektiğini düşünüyorum.</p>
<p>-Özal ve Çiller’e de suikast girişimleri oldu ancak üzerine gidilemedi. Neden?</p>
<p>Alan el ile veren el aynıydı. Yani suikastı yapanla soruşturan güç aynıydı. Bunları hep yaşadık Türkiye’de.</p>
<p>-Nasıl?</p>
<p>Ben Mumcu operasyonunda Ankara’da terörle mücadele şubesinde müdür yardımcısıydım, operasyonu yapan ekibin içindeydik. Soruşturuyor, bir yere geliyorsunuz, sonra ilerleyemiyorsunuz. Yani bu işin muhatabı sizsiniz, ‘ben buraya kadar geldim, bu işi söyle’ diyorum; siz duvar, söylemiyorsunuz. Çünkü operasyonun bir parçasısınız. Kartal Demirağ’da da böyle oldu. Ecevit’in Çiğli suikastı da böyle oldu, Mumcu böyle oldu, Kışlalı böyle oldu. Pek çok aydını hedef alan suikastların kaynağının aynı olduğuna inanıyorum. Soruşturan kişi aynı değil ama asıl güç merkezi orada durduğu için siz üzerine gidemiyorsunuz. En son Şemdinli’de bir astsubayın kitabevini bombalaması olayı. Bir kesim olayın üzerine gitmek istiyor ama bir hareketli güç orada olduğu için operasyonu sekteye uğratıyor, tahkikatın yapılmasını engelliyor, sonuca ulaşılmasını önlüyor. Ama şu anda o güçler çok etkin değil.</p>
<p>-Neden etkin değil?</p>
<p>Bir devirden bir başka devire dönüş var. Şu anda o güçler etkin olsa aynı şeyleri yaşayacağız belki. Suikastlar olmuyor. Bu gayrimeşru olayların çoğu azalacak, en azından bir müddet.</p>
<p>-CHP, Ergenekon’a sahip çıkıyor?</p>
<p>Ecevit’in temsil ettiği solla diğer solu ayırıyorum. Ecevit’in sol anlayışı halka daha yakın, demokratik bir sol. Ecevit’e sormuştum. Sosyal demokrasi ile demokratik solun ne farkı var? Kelime cambazlığı değil mi? Cevabı şu oldu: “Sosyal demokratlık Marks ve Avrupa kökenli bir ideoloji. Avrupa’da köylü sınıfı yok, işçi sınıfı var. Onu bize uyarladığınızda tam olmaz. Bizde köylü sınıfı var. Halkın yüzde 35’i köylü. Demokratik solda köylü de vardır, işçi de&#8230; Dinî konulara sosyal demokratlar gibi bakmayız, biz dine daha saygılıyız.” Dine saygılı laiklik anlayışı zaten Ecevit’in ortaya attığı bir kavramdır. Ecevit’in sol anlayışı halka uygun, yatkın.</p>
<p>-Ya CHP, bugünkü sol?</p>
<p>Tamamen elit tabakayı temsil ediyor. Derin yapılarla birebir ilişkili.</p>
<p>-Neden?</p>
<p>Çünkü halka bu kadar uzak bir düşüncenin iktidara gelmesi mümkün değil. Ama bu ideolojinin de iktidar olması lazım. Bu katı laiklik anlayışının bu ülkede devam etmesi lazım. Ne yapıyor? İllegal yapılarla bağlantıya geçiyor ve onlar kanalı ile hep iktidarda kalıyor. Fizik olarak olmasa da görüş olarak kalıyor. 28 Şubat’ın, 27 Nisan’ın arkasında duruyor, başka oluşumlara destek veriyor. CHP’nin bu anlayışla iktidara gelmesi sittinsene mümkün değil.</p>
<p>-Siyasi operasyonların arkasında kimler var? Medya hep var mı?</p>
<p>Tabii efendim. İster mafya, ister siyasi derin yapı, ister Ergenekon adı verilen devlet derin yapısı olsun, arkasında bürokratlar, siyasetçiler ve iş adamları olmadan hiçbir derin yapılanmanın yürümesi mümkün değil. Bürokrat dediğim, asker, yargı, sivil hepsi. Yani bu yapının içinde siyasetçi de olacak, iş adamı da olacak. Medya olacak tabii, bu işi onsuz yürütemezsin. Medya, psikolojik savaşın aracı.</p>
<p>-Sizin döneminizde bu yapılar nasıl görev aldı?</p>
<p>O döneme bakıyorum, TÜSİAD’ın açıklamaları var. Ecevit’le ilgili 2001 döneminde, medya var, iş adamları var, asker var. Asker, Murat Yetkin vasıtası ile Ecevit’e ‘çekil’ diyor. Bütün ayaklar tamam. Ergenekon operasyonunda bunlar ortaya çıktı. Ancak, iki ayağa hâlâ dokunulmadı; siyasetçiler ve iş adamları. Medyaya kısmen dokunuldu.</p>
<p>-Medya ayağı aktif mi?</p>
<p>Aydın Doğan belki Ergenekon’un içinde değil ama medyası, Ergenekon’un medyasıdır. Medya sistemin içinde kullandırıyor kendini. Bazısı da ne olduğunu bilmeden devam ediyor.</p>
<p>-Ergenekon’un komplo olduğunu, bu iddiaların da uydurulduğunu düşünüyor kimisi?</p>
<p>Ben tam tersini düşünüyorum. Türkiye’yi yönlendiren, siyasi olayları yönlendiren bir zihniyet var. Türkiye’nin damarlarına kadar işlemiş bir zihniyet ve ne yazık ki bu Türk halkı ile de yakından uzaktan ilgili olmayan bir zihniyet.</p>
<p>-Ecevit yaşasa Ergenekon davası hakkında nasıl değerlendirmelerde bulunurdu?</p>
<p>Yaşasaydı, net söylüyorum, benim durduğum yerde dururdu. Ergenekon konusunda ‘Evet böyle bir yapılanma vardır’ derdi. ‘Siyasetçiler bu işe karışmasın, yargı halleder’ derdi. Çünkü kendisi 50 yıl bunlarla boğuşmuş, başına gelenlerle ilgili hiç konuşmadı. ‘Siyasi tarihçiler ortaya çıkaracak bir gün ne olup bittiğini’ derdi bize. Askerler gelip partiyi istedi. Tuncer Kılıç geldi, ‘Partiyi bize ver, iktidara taşıyalım’ dedi. Rahmetli Ecevit genel başkanlığı bırakacak, ‘Sizin partiniz temiz, bizim arkadaşlarımız var, ayağa kaldıralım’ dedi. Ecevit, ‘Arkadaşlara söyleyin, gelsin partiye üye olsun çalışsınlar, örgüt seçerse devam etsinler’ diye nazikçe geri çevirdi.</p>
<p>-Erdoğan da benzer komplolarla karşılaşabilir mi?</p>
<p>Eğer Ergenekon operasyonu olmasaydı, aynı akıbeti Erdoğan da yaşayacaktı. Aynı zihniyet, aynı sistem, aynı operasyon. Merkez aynı, işine gelen partilerle devam ediyorlar, etmeyenle ilgili düğmeye basıyorlar. 28 Şubat’ta ne oldu da bildiri yayımlandı, ne oldu? Hâlâ anlamıyorum. -Halkın iradesini temsil eden iktidarlar bu sarmaldan nasıl kurtulabilir?</p>
<p>Türkiye’deki derin devlet siyasi bir aktör hâline gelmiş, başka yerlerde siyasetin emrindedir derin devlet. Bizim ülkemizde siyaset derin devletin emrine girmiş, sıkıntı burada. Yani derin devlet yapılanması kendisine düşeni yapsaydı bu sıkıntıyı yaşamazdık. Özal’ı öldürüyor, Çiller’i deviriyor, Eşref Bitlis’i öldürüyor, Ecevit’i devre dışı bırakıyor, Erdoğan’a bir şey yapmaya çalışıyor, sıkıntı burada. Derin devleti siyasetin emrine sokmak lazım.</p>
<p>Ecevit’in zekâtını verip kurban etini dağıtıyorum</p>
<p>-Ecevit’i toplum yanlış mı tanıdı?</p>
<p>Ecevit’i tanımak için onun yanında kalmak lazım. Bu karanlık zihniyet Ecevit’i hep halka farklı yansıttı. Ecevit tam halk adamıydı. Ecevit’i ben ateist biliyordum, yanına geldim gördüm ki alakası yok.</p>
<p>-Nasıl?</p>
<p>Evde Kur’an okuyabilen, zekât verdiren, kurbanda etini dağıtan biriydi. Ben zekâtını verir ve kurban etini dağıtırdım. Türban konusunda kesinlikle klasik sol çizgiden farklı düşünüyordu. 12 Eylül’den sonra cezaevinde yatarken türbanla ilgili çıkışı var, ‘Kadınımızın başörtüsü ile uğraşmayın’ demişti. ‘Laiklik başkalarının dinî inançlarını baskı altına almak anlamına gelmiyor. Ben Osmanlı’yı seviyorum, Vahdettin hain değildi’ çıkışları var.</p>
<p>-28 Şubat’ta önüne raporlar getiriyorlar, Gülen’i savunmaya devam ediyor? Neden?</p>
<p>Kolay değil tabii, en zor dönemde bile sahip çıkmaya devam etti, savundu Gülen’i. Demirel satıverdi. Bir de Gülen ile yüz yüze görüşmüşler, bu insandan, bunun düşüncelerinden bizim ülkemize zarar gelmez diye emin olmuş. Önüne gelen raporlara bu yüzden itibar etmedi. Bu karanlık zihniyet tarafından hedef olmasında bu da etkili oldu. Ecevit’in sol düşüncesi bu karanlık zihniyete göre tehlikeli bir düşünce.</p>
<p>Ecevit siyasi suikast kurbanı</p>
<p>18 Nisan 1999’da yapılan seçimlerde yüzde 22,19 oy oranıyla DSP birinci parti oldu. Hükümeti kurmakla görevlendirilen Bülent Ecevit, 28 Mayıs 1999’da  DSP-MHP-ANAP koalisyon hükümetini kurdu.  Ecevit, 4 Mayıs 2002’de rahatsızlanarak Başkent Üniversitesi Ankara Hastanesi’ne kaldırıldı. Tedavisi sırasında durumu iyileşmek yerine gittikçe kötüleşince Recai Birgün ve Rahşan Ecevit tarafından hastaneden çıkartılarak evine geri getirildi. Sağlığına kavuştu. Ecevit’in rahatsızlığı sırasında hükümete yönelik tartışmalar ve erken seçim talepleri siyasi gündeme damgasını vurdu. Ecevit, göreve devam edince  Başbakan Yardımcısı Hüsamettin Özkan, 8 Temmuz 2002’de görevinden ve partiden istifa etti ve başka istifalarla parti ikiye bölündü. Özkan 61 milletvekili ve İsmail Cem’le birlikte Yeni Türkiye Partisi’ni kurdu. Koalisyon hükümeti TBMM’deki sayısal desteğini yitirirken, erken seçim kararı alındı ve 3 Kasım 2002’de yapılan seçimde DSP barajı aşamadı. Bülent Ecevit, 22 Mayıs 2004 tarihinde düzenlediği basın toplantısıyla görevi Genel Başkan Yardımcısı Zeki Sezer’e devretmek isteğini belirtti. 25 Temmuz 2004’te yapılan DSP kongresi ile aktif siyaseti bıraktı. Danıştay’a düzenlenen saldırıda ölen Yücel Özbilgin’in 19 Mayıs 2006’daki cenazesine katılan Ecevit, törenin ardından rahatsızlandı. Aynı gece fenalaştı ve beyin kanaması geçirdi. Uzun süre yoğun bakımda kaldı. 172 gün sonra 5 Kasım 2006 pazar günü saat 22.40’ta Gülhane Askerî Tıp Akademisi’nde dolaşım ve solunum yetmezliği sonucu vefat etti.</p>
<table border="0" cellpadding="0" width="100%">
<tbody>
<tr>
<td>14.03.2011</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>İDRİS GÜRSOY</p>
<p>http://www.aksiyon.com.tr/aksiyon/haber-28905-176-askerler-ecevitten-dspyi-istedi.html</p>
<p>Sayı: 849 / Tarih : 14-03-2011</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.myzest.com/askerler-ecevit%e2%80%99ten-dsp%e2%80%99yi-istedi-idris-gursoy/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

