<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>zest!™ Society &#187; Siyaset</title>
	<atom:link href="http://www.myzest.com/category/siyaset/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.myzest.com</link>
	<description>"Sosyal Bi' Hadise"</description>
	<lastBuildDate>Tue, 17 Jan 2012 14:46:10 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3</generator>
		<item>
		<title>Şok İddia: &#8220;AKP Altı Ay Sonra İstifa Edecek&#8221;</title>
		<link>http://www.myzest.com/sok-iddia-akp-alti-ay-sonra-istifa-edecek/</link>
		<comments>http://www.myzest.com/sok-iddia-akp-alti-ay-sonra-istifa-edecek/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 11 Aug 2011 19:18:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mustaky</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ak Parti]]></category>
		<category><![CDATA[Akp]]></category>
		<category><![CDATA[Alıntı]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.myzest.com/?p=826</guid>
		<description><![CDATA[

Kürt ulusalcılarının seçimlerden sonra sürdürdüğü stratejinin perde arkası&#8230; 12 Haziran&#8217;dan bu yana yaşananlarda madalyonun BDP yüzü ve karanlık ilişkiler&#8230;
Taraf Yazarı Emre Uslu, bugünkü yazısında ilginç bir iddiaya yer verdi. Seçimlerden önce Mahmut Alınak&#8217;ın ‘Altı ay içinde ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<p class="sayac_bilgi"></p>
<p style="text-align: justify"><a href="http://www.myzest.com/wp-content/akp.jpg" rel="shadowbox[sbpost-826];player=img;"><img class="alignleft size-thumbnail wp-image-828" src="http://www.myzest.com/wp-content/akp-150x150.jpg" alt="" width="90" height="90" /></a><strong>Kürt ulusalcılarının seçimlerden sonra sürdürdüğü stratejinin perde arkası&#8230; 12 Haziran&#8217;dan bu yana yaşananlarda madalyonun BDP yüzü ve karanlık ilişkiler&#8230;</strong><span id="more-826"></span></p>
<p style="text-align: justify">Taraf Yazarı Emre Uslu, bugünkü yazısında ilginç bir iddiaya yer verdi. Seçimlerden önce Mahmut Alınak&#8217;ın <strong>‘Altı ay içinde AKP hükümeti istifa etmek zorunda kalacak’ </strong>dediğine dikkat çeken Uslu, seçimlerden sonra BDP ve PKK&#8217;nın yaptıklarını bu minvalde değerlendirdi.</p>
<p style="text-align: justify">Uslu, Alınak&#8217;ın seçimlerden önce &#8216;AKP&#8217;yi iktidardan indirmek için&#8217; sıraladığı yapılacaklar listesi, Kürt Ulusalcılarının tutumlarını açıkladığını belirtti.</p>
<p style="text-align: justify"><strong>İşte Emre Uslu&#8217;nun o analizi:</strong></p>
<p style="text-align: justify">Baştan söyleyeyim yukarıdaki sözler bana ait değil. Benim öngörüm de değil. Bu sözler uzun süredir beynime kaçmış bir sivrisinek gibi kafamın çeperlerine çarpıp duruyor. <strong>Bu sözler seçimlerden önce Mahmut Alınak tarafından söylenmişti.</strong>Doğrusu uzun süredir tereddütlüydüm o programı hatırlatıp hatırlamama konusunda. Geçen yeniden dinledim Alınak’ın o sözlerini. Amerika’da olduğumdan dolayı da Alınak’a ulaşamadım. Artık yazmaya karar verdim. Eğer Alınak’ın bir açıklaması olursa buradan seve seve yayımlarım.</p>
<p>8 mayısta Habertürk televizyonunda Mahmut Alınak ile birlikte bir programa katılmıştım. Konu yine Kürt sorunuydu. Alınak işte o programda paylaştı <strong>“Öyle şeyler yapılacak ki seçimlerden sonra AKP iktidarı altı ay içinde istifa etmek zorunda bıraktırılacak”</strong> öngörüsünü. Şimdi <strong>BDP ve PKK’nın yaptıklarına bakınca acaba Alınak bunları mı kastetmişti demekten kendimi alamıyorum.<br />
</strong><br />
Mahmut Alınak o programda şöyle konuşmuştu:</p>
<p><strong>“Keşke kör olsaydım da görmeseydim. 12 hazirandan sonra korkunç bir savaş patlak verecek. Çünkü devlet ve hükümet bu meseleyi çözmek istemiyor. PKK seçimden sonra bu gidişatla eylemsizliği bitirecek. Eylemsizlik bitince çocuklarımızın tabutları gelmeye başlayacak..”</strong></p>
<p>Alınak şöyle devam etmişti: <strong>“İmralı’ya gidip Öcalan’ın çözüme katkıda bulunmasını isteyeceğim. DTK demokrasiden ve özgürlükten yana olan bütün çevrelerle görüşüp demokratik çözüm konferansı düzenleyecek. Bir çözüm paketi oluşturacağız. Teorik ve pratik. Başbakan’a çözüm önerisi götüreceğiz. Ben Başbakan’ın bu öneriyi kabul edeceğini sanmıyorum. Bu nedenle o çözüm paketini hayata geçirmek için önümüze altı aylık bir süre koyacağız. İddia ediyorum altı ay içinde AKP iktidarı istifa etmek zorunda bıraktırılır. Bıraktırılabilir demiyorum bıraktırılır diyorum&#8230;”</p>
<p>“AKP’yi iktidardan indirmek için ne yapacaksınız”</strong> sorusuna da şu cevabı vermişti Alınak: <strong>“Demokratik çözüm diyeceğiz. Sivil itaatsizlik eylemleri yapacağız. Örneğin teneke çalma eylemi&#8230; Başbakan’ın kulağının dibinde patlayan teneke gümbürtüleri Başbakan’ın sinirlerini koparır. Ekonomik boyut telefonları kullanmıyoruz, ekonomik kurumlaşmalara gidiyorsunuz. Gandi’nin yaptığı gibi.. düzeni işlemez hale getirmek. Yani hayatın her alanında kurumlaşmak. Örneğin milyonlarca kimliksiz insanlarla sokağa çıkmak. Bizi de tutuklayın kampanyaları yapmak. Ankara’yı muhatap almayacağız. Kürtler mevcut siyaseti muhatap olmaktan çıkarmalı kendi kurumlarını kurmalı.”</p>
<p>“Erdoğan’ı indirip yerine kimi getireceksiniz”</strong> sorusuna da şu cevabı vermişti Alınak: <strong>“Halk temsilcilerini getireceğiz. Ezilenleri getireceğiz. Ezilen kadını genci işçiyi getireceğiz.”</strong> O program video paylaşım sitelerinde mevcut. İsteyen izleyebilir.</p>
<p>BDP demokratik özerklik ilan edip <strong>“Mevcut siyaseti muhatap almıyoruz, kendi vergimizi toplayıp Ankara’ya vergi vermeyeceğiz”</strong> deyince ister istemez Mahmut Alınak’ın seçimler öncesinde ifade ettiği bu öngörüler takılıyor aklıma.</p>
<p>Alınak o öngörüsünü Erdoğan’ın çözüme yanaşmayacağı varsayımı üzerine oturtuyordu. Oysa <strong>hemen seçim akşamı ve daha sonraki dönemlerde Erdoğan ısrarla yeni anayasadan söz ediyor ve daha demokratik bir Türkiye için ve tabii ki Kürt sorununun demokrasi içinde çözümü için bir demokratik anayasa yapılması çağırısı yapıyor.</p>
<p>Alınak veya BDP bilebildiğim kadarıyla Erdoğan’a bir çözüm paketi de sunmadılar. Tek çözüm önerisini de Öcalan sundu ve “Devletle anlaştık” dediği hafta PKK asker kaçırmaya ve askerlere saldırmaya başladı.</p>
<p></strong>Bu durumda sanırım şunu söylemek yanlış olmaz. Alınak’ın <strong>“AKP’yi iktidardan etmek için girişilecek eylemler öngörüsü tuttu”</strong> <strong>ama gerekçeleri pek de Alınak’ın o programda ifade ettiği gerekçeler değil.</strong> Örneğin Erdoğan’a BDP veya DTK’dan bir öneri paketi sunulmuş ve Erdoğan da reddetmiş değil.</p>
<p>Buna rağmen tıpkı Alınak gibi Cemil Bayık da AKP’nin bitirilmesinden söz ediyor ve savaşı bunun için başlattıklarını ima ediyor. Dolayısıyla seçimlerden sonra oluşan onca olumlu havaya rağmen gerilen <strong>“Kürt siyaseti aslında ‘Ne olursa olsun AKP’den kurtulmak için bir dizi hamleler yapacağız’ şeklinde seçimler öncesi alınmış bir kararın uygulamaya konması mı” demeden edemiyoruz.</p>
<p></strong>Bu durumda AKP de bu oyunu görüp reste rest mi demek istiyor? Eğer böyle bir durum varsa BDP ve PKK çevreleri AKP’yi iktidardan edecek formülü Kürt sorununa demokratik çözüm getirecek yeni anayasa çalışmalarını baltalamak pahasına neden uygulamaya koydu? Eğer BDP ve çevrelerinin seçimlerden önce verilmiş böylesi bir kararı varsa Hatip Dicle ve diğer KCK sanıklarının aday gösterilmesi de bu kararın bir parçası mı oluyor? Öcalan’ın BDP’nin desteklediği bağımsız blok adaylarının bir kısmından memnun olmadığı, bunlar için “Bu, bana yapılmış bir ulusal komplodur” dediğini biliyoruz. O halde Öcalan’a rağmen aday çıkaran BDP baştan beri bir kaos planının yürütücüsü mü?</p>
<p>Bu ve benzeri sorular ne yalan söyleyeyim kafamı kurcalıyor. Mahmut Alınak’ın “AKP altı ay içinde istifa edecek” öngörüsü o programda sıraladığı nedenleri ortada olmadan gerçekleşiyorsa bu soruları sormak zorundayız diye düşünüyorum.</p>
<p><strong>Kürt ulusalcılarının seçimlerden sonra sürdürdüğü stratejinin sadece milletvekillerinin serbest bırakılması ile ilgili bir strateji olmadığı apaçık ortada.</strong> Eğer bu strateji sadece milletvekillerinin sorununu gündeme taşımakla ilgili ise PKK’nın asker kaçırarak, yok keserek, araç yakarak, sokakta insan infaz ederek, devreye girmesine ne gerek var. Sivil itaatsizlik eylemleriyle bu talepler daha yüksek sesle dile getirilebilirdi&#8230; BDP’liler de biliyor ki sivil itaatsizlik eylemleriyle AKP’yi iktidardan götüremezler. Bu nedenle de PKK devreye sokuldu gibi görünüyor&#8230; İşin daha da kötüsü bu sadece Kürt ulusalcılarının bir planı gibi görünmüyor. Bu bir ihale işi gibi geliyor. <strong>Kürt ulusalcılarına, özellikle PKK’nın şahin kanadına bu ihaleyi kimin verdiği de sanırım Suriye’de olanlara bakılarak anlaşılabilir&#8230;</p>
<p>Bunları yazarken amacım iktidarın sorumluluğunu hafifletmek değil. Bu iktidarın açılım bakanının beceriksiz olduğunu yazan biriyim. İktidar elbette birinci dereceden sorumlu ama bir de madalyonun BDP yüzü var ki sadece BDP veya Kürt ulusalcıları yok o yüzde. Çok daha karanlık, kanlı ve karmaşık bir yüz; oraya dikkat çekmek istedim.</strong></p>
<p style="text-align: justify"><a href="http://www.aktifhaber.com/sok-iddia-akp-alti-ay-sonra-istifa-edecek-479127h.htm">http://www.aktifhaber.com/sok-iddia-akp-alti-ay-sonra-istifa-edecek-479127h.htm</a><!--more--></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.myzest.com/sok-iddia-akp-alti-ay-sonra-istifa-edecek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>M. Ali Birand: Şimdi AKP, TSK&#8217;ya balans ayarı yapıyor</title>
		<link>http://www.myzest.com/simdi-akp-tskya-balans-ayari-yapiyor-m-ali-birand/</link>
		<comments>http://www.myzest.com/simdi-akp-tskya-balans-ayari-yapiyor-m-ali-birand/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 08 Jan 2010 18:42:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>mustaky</dc:creator>
				<category><![CDATA[Alıntı]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.myzest.com/?p=584</guid>
		<description><![CDATA[

Sizlere son iki gündür Ak Parti’nin iktidar olmasıyla birlikte, ülkemizdeki Asker-Sivil iktidar dengesinin nasıl değiştiğini anlatmaya çalıştım.
Özetle, Komutan’ın eskiden hayatımızdaki yerini, Atatürkçü-laik kesim için ne anlama geldiğini, O’nu nasıl tabulaştırdığımızı ve ardından da, Ak Parti’nin ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<p class="sayac_bilgi"></p>
<p><a href="http://www.myzest.com/wp-content/myzest-com.jpg" rel="shadowbox[sbpost-584];player=img;"><img class="alignleft size-full wp-image-610" title="myzest-com" src="http://www.myzest.com/wp-content/myzest-com.jpg" alt="myzest-com" width="250" height="250" /></a>Sizlere son iki gündür <a href="http://www.milliyet.com.tr/index/Ak%20Parti" target="_blank">Ak Parti</a>’nin iktidar olmasıyla birlikte, ülkemizdeki Asker-Sivil iktidar dengesinin nasıl değiştiğini anlatmaya çalıştım.<br />
Özetle, Komutan’ın eskiden hayatımızdaki yerini, Atatürkçü-laik kesim için ne anlama geldiğini, O’nu nasıl tabulaştırdığımızı ve ardından da, Ak Parti’nin iktidar olmasından sonra yaşananları kısaca ve ana hatlarıyla çizdim.<br />
Aslında 2003’ten bu yana giderek yoğunlaşan bir hesaplaşma yaşanıyor.<br />
Atatürkçü, laik kesim adına <a href="http://www.milliyet.com.tr/index/TSK" target="_blank">TSK</a> ile büyük bölümü dindar, ve pragmatik muhafazakar, diğer bir bölümü de dinci karışımı olan AKP arasındaki bu hesaplaşma çok eskilere dayanıyor. <a href="http://www.milliyet.com.tr/index/Turkiye" target="_blank">Türkiye</a>’nin gelecekte kimler tarafından yönetileceğinin bir hesaplaşması bu&#8230;<span id="more-584"></span><br />
1994’te Refah Partisinin yerel seçimlerdeki büyük çıkışı, <a href="http://www.milliyet.com.tr/index/28%20Subat" target="_blank">28 Şubat</a> 1997’de TSK tarafından frenlenmiş, dönemin güçlü Komutanı <a href="http://www.milliyet.com.tr/index/Cevik%20Bir" target="_blank">Çevik Bir</a> “Demokrasiye balans ayarı yaptık” demiş, ancak 2002’de AKP’nin iktidar olması engellenememişti.<br />
Ak Parti, başta TSK’yi fazla rahatsız etmek istemeyen bir tutum takınmıştı. Komutan ile belirli bir sınır çerçevesinde uyum içinde kalmayı denemiş ve bu ortamı bir oranda Org. Özkök ile de bulabilmişti.<br />
Ancak sonrası gelmedi.<br />
2007’deki <a href="http://www.milliyet.com.tr/index/Cankaya" target="_blank">Çankaya</a> savaşları, Başbakan Erdoğan’ın nasırına basılmasıyla sonuçlandı. Genel seçimlerde oy oranını arttıran AKP, kapanma davasında da kıl payıyla kurtulunca, harekete geçti.<br />
2008’den itibaren Türk Silahlı Kuvvetlerine “balans ayarı” yapılmaya başlandı. Adına da <a href="http://www.milliyet.com.tr/index/Ergenekon" target="_blank">Ergenekon</a> dendi.</p>
<p><strong>AKP devlet mekanizmasını kontrolüne aldı&#8230;</strong><br />
Erdoğan, partisine karşı açılan kampanya’ya direnmediği taktirde, hiçbir zaman iktidar olamayacağını gördü ve karşı kampanyasını başından itibaren “Demokrasi açılımına” dayandırdı.<br />
Her adımını Demokrasi adına attı. Bu sayede de,  hem içerideki Demokratları, Liberalleri, hem de dışarıdaki (ABD ve AB) güçleri yanına çekebildi. Çekemediklerini de izole etmesini bildi.<br />
Türbanın Üniversitelerde serbest bırakılmasından tutun, İmam Hatiplilerin önünün açılmasına, Vakıf okullarına yardımcı olmaktan tarikatların rahatlatılmasına kadar, her alanda Demokrasi adına harekete geçti.<br />
Erdoğan’ın bir diğer çok önemli girişimi, nasıl Kemalist kesim TSK’nın etrafında bir koalisyon oluşturduysa, O da Cemaatleri ve özellikle <a href="http://www.milliyet.com.tr/index/Fethullah%20Gulen" target="_blank">Fethullah Gülen</a>’i yanına aldı.<br />
Hoca Efendi’nin bu kampanyaya katkısı, inanılmaz derecede etkili oldu. Ergenekon bu sayede genişletilebildi, TSK’ya yönelik “balans ayarı”ın boyutları yaygınlaştırıldı ve polisin rolü ve konumu güçlendirilebildi.<br />
Ülkenin yönetimini ve kontrolünü elinde tutan güçler açıkça el değiştirdi.<br />
TSK geri plana çekildi, polis ön aldı.<br />
Kemalistler etkisizleşti, Ak Parti koalisyonu toplumun hemen her alanında etkinleşti.<br />
Başta mali <a href="http://www.milliyet.com.tr/index/burokrasi" target="_blank">bürokrasi</a> olmak üzere, yargı sisteminin önemli bir bölümü,  Sivil Toplum Örgütlerinin büyük bölümü, yani Devlet Mekanizması  AKP’nin kontrolüne geçti ve Medyanın hemen hemen yüzde 75’i de ya AKP yanlısı veya AKP’ye “anlayışla” bakar oldu.</p>
<p><strong>Ergenekon, tüm dengeleri bozdu</strong><br />
Bu noktaya gelinmesinde, yani dengelerin değişmesindeki en önemli etken, Ergenekon davası oldu. Toplum, ilk defa asıl gücün kimin eline geçtiğini, Ergenekon sürecinde gördü.<br />
Türk toplumunun geçmişten bu yana görmeye alıştığı, hatta tabulaştırdığı birçok kavram yıkıldı.<br />
İlk defa, Türk Silahlı Kuvvetlerinin, kimilerine fiilen katıldığı, kimilerini desteklediği birçok gizli kalmış, yasadışı örgütlenmeler ortaya çıktı.<br />
İddiaların bir bölümü abartılı, diğer bölümü yalan dahi olsa, geri kalanı toplumun kafasında soru işaretleri yaratmaya yetti. “Ateş olmayan yerden duman çıkmaz” inancı yaygınlaştı.<br />
Asker-Sivil koalisyonu ve çetevari oluşumlara Komutanların adın karışması çok büyük bir kesimi şaşırttı.<br />
Eskiden “dokunulmaz” sayılan, sivil iktidar hatta <a href="http://www.milliyet.com.tr/index/TBMM" target="_blank">TBMM</a>’nin soruşturmalarına dahi (Susurluk soruşturmasındaki gibi) yanıt vermeyen komutanların gözaltına alınmaları, evlerinde polisin araştırma, karargahlarda sivil yargıçların inceleme yapması, ülkedeki güç dengesinin nasıl değiştiğinin en simgesel gelişmeleriydi.</p>
<p><strong>Başbuğ, tüm çabasına rağmen gidişi durduramadı</strong><br />
TSK’ya karşı <a href="http://www.milliyet.com.tr/index/harekat" target="_blank">harekat</a>, belki Demokrasi adına yapılıyor gibi gösteriliyordu, ancak bunun içinde eski hesaplaşmalar da yatıyordu.<br />
Ergenekon, süreci, bir  süre sonra Asimetrik Psikolojik bir savaşa dönüştü.  Geçmişin acıları ve intikam çığlıkları atılmaya başlandı. Oysa Ak Parti hükümetini bu görüntüye izin vermeden bir demokrasi ayarı yapabilseydi, taşlar çok daha yerli yerine  otururdu.<br />
TSK’dan inanılmaz belge, döküman ve söylentili sızmalar yaşanır oldu. Ak Parti geçmiş yıllarda yaşananların bir açıdan hesabını soruyordu. Bir bölümü yalan-yanlış, dahi olsa, ortaya atılan gizli saklı komplolar, kamuoyunu etkiledi. TSK büyük bir prestij kaybına uğradı.<br />
2008’de Komutan değişti.<br />
Org. Başbuğ, 1 inci Başkan (Genelkurmay Başkanı) oldu.<br />
Kelimenin tam anlamıyla “kamuoyu ile iletişim” açısından bir <a href="http://www.milliyet.com.tr/index/enkaz" target="_blank">ENKAZ</a> devraldı. Org. Başbuğ, TSK’nın herhalde en şanssız ve en hırpalandığı döneminde göreve geliyordu. Nitekim ilk başta da iletişimi güçlendirebilmek için çok önemli adımlar attı.<br />
Ancak istediği veya beklediği sonucu alamadı.<br />
Kimse de TSK’ya yardımcı olmadı. Asker eskiden hırpaladığı liberal kesimi kaybetmenin acısını çekti. Kemalistlerin güçsüzlüğü de buna eklenince, AKP harekatını istediği gibi sürdürebildi.<br />
TSK, kendinden beklenen “iç düzenlemeyi” yapabilse, yine de zararı azaltabilirdi, ancak nedense bunu da yapmadı veya yapamadı. İlerde Org. Başbuğ, yaşadıklarını açıklarsa, bu durumun nedenlerini daha iyi anlayabiliriz.<br />
Dışarıdan bakınca, TSK’nın bu karşı harekatla başa çıkamadığı ve hesaplaşmada zemin kaybettiği sonucuna varılıyor.</p>
<p><strong>Bu mücadele ne zaman ve nasıl biter?</strong><br />
Kısa vadede, 2012 seçimlerinin  sonucu çok önemli. Eğer Ak Parti kazanırsa, bu süreç devam eder ve TSK’nın etkinliği tümüyle yok olmasa dahi, önemli ölçüde  azalır.<br />
Eğer AKP kaybeder ve yerine ya tek başına laik bir parti veya laik bir partinin katılacağı bir koalisyon gelirse, TSK yeniden etkinliğini kurma sürecine girebilir. Ancak bunun tek koşulu vardır. O da, Askerin  gerçekten eski alışkanlıklarını bırakması ve kendi içinde yeni bir EĞİTİM, yeni bir DÜZEN kurmasıdır.<br />
Eski uygulamalara geri dönülmesi beklenmemelidir.<br />
Yeni düzene ayak uydurana kadar da, içerde  ve dışarıda bazı çalkantılara  hazırlıklı olmakta yarar vardır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.myzest.com/simdi-akp-tskya-balans-ayari-yapiyor-m-ali-birand/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İmam Hatip Hakkında Celal Beysel&#8217;e Mektup</title>
		<link>http://www.myzest.com/imam-hatip-hakkinda-celal-beysele-mektup/</link>
		<comments>http://www.myzest.com/imam-hatip-hakkinda-celal-beysele-mektup/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 08 Dec 2009 08:20:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ekremucar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.myzest.com/?p=549</guid>
		<description><![CDATA[şu acınası zihniyete bakın ki imam hatip lisesinden mezun olanların önüne set çekilmesini mübah sayıyor ve meslek liselerinden mezun olanların aynı dertten muzdarip olmasının suçlusunu imam-hatip liseleri olarak görüyor,
kendince de buna bir çözüm getiriyor.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<p class="sayac_bilgi"></p>
<p><a href="http://www.myzest.com/wp-content/myzest-com.jpg" rel="shadowbox[sbpost-549];player=img;"><img class="alignleft size-full wp-image-610" title="myzest-com" src="http://www.myzest.com/wp-content/myzest-com.jpg" alt="myzest-com" width="250" height="250" /></a>TÜKONFED Başkanı Celal Beysel&#8217;in imam &#8211; hatip liseleri hakkında yaptığı talihsiz açıklamalar üzerine kendisine aşağıdaki mektubu yazdım,<br />
Kendisinin yaptığı açıklamalara şu adresten ulaşabilirsiniz http://www.hurriyet.com.tr/ekonomi/13138313.asp?gid=229<br />
TÜRK GİRİŞİM VE İŞ DÜNYASI KONFEDERASYONU için ayrıca adresi budur http://www.turkonfed.org/</p>
<p>Celal Beysel özetle şunu demek istiyor, katsayı kalksın imam hatip liseleri özel satüde bir okul olsun<br />
meslek lisesi mezunu olanlar mühendis olabilsin<br />
işverenler meslek lisesi mezunu mühendisleri istihdam edebilsin<br />
ama imam hatip lisesi mezunları mühendis olamasın<br />
imam hatip lisesi mezunlarının mühendis hakim yada doktor olmasının önüne katsayı ile değil kendisinin tavsiye ettiği başka bir yöntemle geçilsin.<span id="more-549"></span></p>
<p>şu acınası zihniyete bakın ki imam hatip lisesinden mezun olanların önüne set çekilmesini mübah sayıyor ve meslek liselerinden mezun olanların aynı dertten muzdarip olmasının suçlusunu imam-hatip liseleri olarak görüyor,<br />
kendince de buna bir çözüm getiriyor.<br />
yazık&#8230;</p>
<p>info@turkonfed.org adresine attığım mail :<br />
başlık : imam hatip hakkında celal beysel&#8217;e mektup<br />
içerik :<br />
merhabalar sayın Celal Beysel<br />
imam hatip liseleri hakkında yaptığınız açıklamaları kınıyorum,<br />
sanki imam hatip lisesi mezunlarını engellemek mübahmış gibi pervasız<br />
açıklamalar yapmak<br />
imam hatip liselerinden mezun olanların üniversiteye girmesinin önünün<br />
tamamen kapatılacağı önerilerde bulunmak çok yanlış ve ayıptır<br />
en kısa sürede katsayı uygulamasının kalkacağı ve herkesin adil bir<br />
şekilde okuma hakkı elde edeceği bir sistemin özlemi içindeyiz<br />
sizi de bunu düşünmeye davet ediyorum,</p>
<p>ben hem imamlık hemde mühendislik ile ilgili bilgileri taşıyabilecek<br />
kapasitedeyim ve bunların ikisini de elde etmeye hakkım var,<br />
ayrıca bunları kullanmak zorunda da değilim, o yüzden &#8220;madem imam<br />
olmıyıcaksın o halde niye &#8230;&#8221; vs gibi saçmalıklara tahammülüm  yok<br />
hem imam hatip lisesi hem bilgisayar mühendisliği okurum hem de sinema<br />
oyuncusu olurum bu kimseyi ilgilendirmez,</p>
<p>sizin kendinizce mantıklı olduğunu düşündüğünüz argümanların ne kadar<br />
saçma olduğunu ancak bizim gibi bu katsayı meselesinden muzdarip olmuş<br />
kişilerle tartışarak anlayabilsiniz<br />
ama bunu anlamak istemiyorsanız zorla kafanıza bu düşünceleri sokamayız,</p>
<p>siz meslek liselerini kurtaralım manasında cümleler kurarken imam<br />
hatip liselerini engellemeyi mübah sayarak bir kere daha kınanmayı<br />
hakediyorsunuz,<br />
umarım bu düşünceleriniz değişir<br />
iyi çalışmalar<br />
ekrem uçar<br />
istanbul</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.myzest.com/imam-hatip-hakkinda-celal-beysele-mektup/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bülent Ecevitin Dik Duruşu</title>
		<link>http://www.myzest.com/bulent-ecevitin-dik-durusu/</link>
		<comments>http://www.myzest.com/bulent-ecevitin-dik-durusu/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 10 Nov 2009 10:39:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ekremucar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Kategorilenmemiş]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.myzest.com/?p=509</guid>
		<description><![CDATA[

 
6 kasım 2009 tarihinde fikret bila bülent ecevitin dik duruşundan bahsetmiş. bülent ecevitin dik duruşunun resmi üsttedir, aşağıda da fikret bilaya yazdığım email var.
Merhabalar Fikret Bey,
Bülent Ecevitin dik duruşunun resmini yolladım size,
Yarın gazetenizde yayınlarsınız,
Bülent ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<p class="sayac_bilgi"></p>
<p><img src="http://www.myzest.com/wp-content/dik-durus.JPG" alt="dik durus" width="450" height="676" class="alignnone size-full wp-image-510" /> </p>
<p>6 kasım 2009 tarihinde fikret bila bülent ecevitin dik duruşundan bahsetmiş. bülent ecevitin dik duruşunun resmi üsttedir, aşağıda da fikret bilaya yazdığım email var.</p>
<p>Merhabalar Fikret Bey,</p>
<p>Bülent Ecevitin dik duruşunun resmini yolladım size,</p>
<p>Yarın gazetenizde yayınlarsınız,</p>
<p>Bülent Ecevit gibi millet düşmanı bir siyasiyi mükemmel bir insanmışcasına yüceltmeye çalışmayın yemeyiz efendim,</p>
<p>Ecevit her başa geldiğinde krizler ve kuyruklar olduğunu yaşım küçük olmasına rağmen size hatırlatmak istiyorum,</p>
<p>Bu ekonomik buhranların Bülent Ecvitin beceriksizliğinin sonucu değil, karısıyla ve mensubu olduğu cemaati ile her an uygulamaya uğraştığı büyük planlarının başardıkları bir kısmının neticesi olduğu fikrimi de belirtmem gerekir,</p>
<p>Hatta bu yolda en büyük destekçisinin Rahşan Hanım&#8217;dan sonra Fethullan Gülen olması da dikkate değer bir ayrıntı değil midir?</p>
<p>Bülent Ecevit&#8217;in en son icraatı olan 2001 krizi sırasında MHP ile daha önceki iktidarında MSP ile bir araya gelmiş  olması her ikisinde de Kıbrıs ve Apo gibi derin meseleleri çözmüş(!?..) olması sizce garip değil mi?</p>
<p>Acaba Bahçeli ve Ecevit&#8217;i bir araya getiren emir milletten mi geldi?</p>
<p>Bülent Ecevit isimli kuklayı iktidara getirmek için Fethullah Gülenin ve cemaatinin ona oy vermesinin kararını Fethullah Gülen mi cemaati mi verdi?</p>
<p>Bu kuklalar ve millet düşmanlarının isimlerini yüceltmeye çalışmayın sayın Bila,</p>
<p>Yoksa tarih sizi de hayırla yad etmeyecek..</p>
<p>İyi çalışmalar</p>
<p>Ekrem Uçar</p>
<p>İstanbul</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.myzest.com/bulent-ecevitin-dik-durusu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Saadet&#8217;tan Dış Politika Manifestosu!</title>
		<link>http://www.myzest.com/saadettan-dis-politika-manifestosu/</link>
		<comments>http://www.myzest.com/saadettan-dis-politika-manifestosu/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 07 Oct 2009 21:37:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Aydın</dc:creator>
				<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Ak Parti]]></category>
		<category><![CDATA[Numan Kurtulmuş]]></category>
		<category><![CDATA[Saadet Partisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.myzest.com/?p=491</guid>
		<description><![CDATA[

Başbakan Erdoğan&#8217;ın CHP Genel Başkanı Deniz Baykal&#8217;a gönderdiği mektubu  değerlendiren Kurtulmuş, demokratik açılımın bir partinin değil tüm milletin meselesi olduğunu vurgulayarak, çözüm yerinin de Meclis olması gerektiğini söyledi.  Kurtulmuş, &#8221;Bütün millet bu meseleyi ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<p class="sayac_bilgi"></p>
<p><a href="http://www.myzest.com/wp-content/kurtulmus-dis-politika.jpg" rel="shadowbox[sbpost-491];player=img;"><img class="alignleft size-medium wp-image-492" title="kurtulmus-dis-politika" src="http://www.myzest.com/wp-content/kurtulmus-dis-politika-300x138.jpg" alt="kurtulmus-dis-politika" width="300" height="138" /></a>Başbakan Erdoğan&#8217;ın CHP Genel Başkanı Deniz Baykal&#8217;a gönderdiği mektubu  değerlendiren Kurtulmuş, demokratik açılımın bir partinin değil tüm milletin meselesi olduğunu vurgulayarak, çözüm yerinin de Meclis olması gerektiğini söyledi.  Kurtulmuş, &#8221;Bütün millet bu meseleyi konuşuyor. Bu beyler daha yeni, konuşmak konusunda mektuplaşıyorlar. Üsküdar&#8217;da akşam oldu.&#8221;<span id="more-491"></span></p>
<p><strong>Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Numan Kurtulmuş, siyasette yeni döneme ‘Farklı Çözüm: Dış Politika’ konulu geniş kapsamlı bir basın toplantısıyla start verdi. Bilkent Otel’deki toplantıya, uluslar arası basın temsilcileri, yabancı ülkelerin büyükelçilik basın ataşeleri, Türk basın mensupları, Başkanlık Divanı, GİK, Kadın Kolları, Gençlik Kolları, il ve ilçe teşkilatları büyük ilgi gösterdi. Saadet Partisi’nin dış politikalarına ilişkin görüşlerini açıklayan Kurtulmuş, ‘Farklı Çözüm’ toplantılarının bundan sonra ekonomi, sosyal hayat, eğitim ve önemli konularda devam edeceğini de açıkladı.</strong></p>
<p>26 Ekim’den sonra yeni bir atılım ve açılım sürecine giren Saadet Partisi’nin hem Türkiye hem dünyada ilgiyle izlendiğini kaydeden Kurtulmuş, “O günden bu yana Türkiye’nin sorunlarına kavga yoluyla değil, akılcı çözüm üreten bir anamuhalefet partisi özelliği kazanmıştır. Şimdi bundan sonraki dönem, iktidara yürüyüş dönemidir. Bu iktidara hazırlık dönemi içinde, Saadet Partisi’nin bütün görüşlerinin kamuoyu tarafından bilinmesini arzu ediyoruz. Yeni döneme ilişkin çalışmalarımızı hızlı bir şekilde sürdürmektedir” diye konuştu.</p>
<p>5 ANA BAŞLIKTA DIŞ POLİTİKA<br />
Kurtulmuş, dış politika basın toplantısını şu 5 ana başlık altında topladı: 1–21.yüzyılın başında Türkiye ve dünyanın durumu 2-Türkiye’nin dış politika vizyonu 3- Saadet Partisi’nin temel prensipleri 4- AKP’nin dış politikasına ilişkin değerlendirme 5- Türkiye’nin güncel dış politika sorunları.  Öncelikle durum tespiti yapan Kurtulmuş, 1990’dan sonra Sovyetler’in dağılmasıyla güç dengesinin bozulup güçler dengesi dönemi başladığını kaydederek, “Bugün gelinen noktada, 2. Dünya savaşından sonra kurulan; başta BM, NATO, GAT gibi kuruluşlar fonksiyonlarını yitirmiştir, işlevsiz hale gelmiştir. IMF’nin yeni dönemde fonksiyonlarının ne olacağı tartışılıyor. Sovyetler’e karşı kurulan NATO’nun hiçbir anlamı kalmamıştır” dedi.</p>
<p>Dünyanın art arda yeni krizlere girdiğini kaydeden Kurtulmuş, “Dünya, çifte standartçı, gelir dağılımı adaletsizliği,  bölgeler arası dengesizlik, açlık ve sefalet, baskı ve zulümler, işgallerin ve haksızlıkların hüküm sürdüğü bir dünya haline gelmiştir. Bu perspektiften baktığınızda, dünya hiçbir dönemde bu kadar yoğun karanlık bir dönem yaşamamıştır. Dünya adaletsizlik ve haksızlıkların yaşanması bakımından, Firavunların, Nemrutların dönemini aratacak bir karanlık içindedir” diye konuştu.<br />
Bu yüzyılda ayrıca zengin Kuzey ülkeleri ile fakir güney ülkelerindeki uçurumun iyice arttığını kaydeden Kurtulmuş, “2030’a gelindiğinde, dünyadaki bütün ekilebilir alanların ve su kaynakları, yer altı ve yer üstü zenginlikleri, sürekli egemenlikleri artıran zengin ülkelerin eline geçecektir. Açlık ve kıtlık, kitlesel boyutlara ulaşacaktır” diye konuştu.  Kurtulmuş, bu derin kriz, kaosların ve çıkmazların temelinde son 3 asırdır dünyaya değerleriyle, kurumlarıyla ve paradigmasıyla yön veren sistemin çöküşe geçmiş olmasına bağladı.</p>
<p>TÜRKİYE’NİN DURUMU<br />
Türkiye’nin konumunu ortaya koyan Numan Kurtulmuş, soğuk savaşın bitişinin ardından çok ciddi imkanlar yumağı ile karşı karşıya bulunulduğunu kaydederek, “Jeopolitik, jeostratejik, jeokültürel bütün imkanlar, Türkiye’ye soğuk savaş döneminde olduğundan çok daha fazla imkanlar sunmaktadır” dedi.  Türkiye’nin bu imkanlarla karşı karşıya kaldıkça tarihsel misyonu hatırlamak zorunda vurgulayan Kurtulmuş, “Türkiye bölgesinin amiral gemisidir. Dünyadaki küresel medeniyet krizine karşı, yeni bir medeniyetin değerlerini filizlendirebilecek, tarihsel bir tecrübeye ve medeniyet birikimine ve ufkuna sahiptir. Eğer gerekleri yerine getirebilirse, bu dönem dünyada çok az ülkeye nasip olacak küresel denklemin yeni ve güçlü bir aktörü olma imkanını sunmaktadır” dedi. 11 Eylül’den sonra soğuk savaş döneminde ‘çevre ülke’ rolü verilen Türkiye’ye ‘yarı merkez ülke’ rolü biçildiğini kaydeden Kurtulmuş, “Çevre ülkeleri ehlileştiren, yeni bir rol modeli takdim edildi. Türkiye’ye yeni dönemde Yeni Osmanlıcık rolü biçildi. Ve bunu da Türkiye’nin önüne yeni bir perspektifmiş gibi koyuyorlar. Özellikle 2002’den sonra AKP iktidarıyla açıkça dile getirilen BOP, GOP’un eşbaşkanlığını yapması ve Yeni Osmanlıcılık gibi misyonlara gönüllü olarak soyunması, bu konudaki eylem ve söylemler bunu teyit etmektedir” dedi.  Türkiye’nin bölgede çok önemli bir rol model olabileceğini vurgulayan Kurtulmuş, “Birçok ülkeye önderlik yapabilir. İddia sahibi ülkeler, başkalarının kendisine çizmiş olduğu projeleri tatbik ederek, başkalarının kendisine verdiği elbiseleri giyerek asla model olamazlar. Olsa olsa fotomodel olurlar” dedi.</p>
<p>TÜRKİYE’NİN DIŞ POLİTİKA VİZYONU<br />
Türkiye’nin dış politika vizyonunu ise ‘yeryüzünde yaşayan bütün insanların mutluluğunu sağlamak için öncelikli olarak küresel barışı tesis etmektir’ cümlesinde özetleyen Kurtulmuş, bunun da küresel adalet ve erdemin oluşturulmasıyla sağlanacağını vurguladı. Kurtulmuş, “Küresel erdem, Hz. Adem’den bu yana bütün insanlığın, hangi dinden, medeniyetten, kültürden, ırktan olursa olsun bütün insanların peşinden koştuğu üç büyük temel insani erdemi, küresel sistemin ana unsurları olmak mümkündür. Bunlar da; özgürlük, adalet ve refahtır” diye konuştu.  Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u sadece topu ve tüfeği ile değil Bizans’ın insanları ‘başımızda kardinal külahı görmektense Osmanlı sarığını görmeyi tercih ederiz’ dedikleri için fethettiğinin altını çizen Kurtulmuş, “Bugün geldiğimiz noktada, batı kendi paradigmasını kaybetmiş, yumuşak gücü kalmamıştır. Yeryüzünde insanlar tarafından sempatiyle bakılmıyor, korkuyla izleniyor. Bugün batı cazibe merkezi olma özelliğini kaybetmiştir” dedi. Dünyada yeni bir sese, yeni bir nefese, yeni bir insan modeline, paradigmaya ve medeniyete ihtiyaç bulunduğunun altını çizen Kurtulmuş, şöyle konuştu: “Türkiye’ye büyük sorumluluk düşüyor. Sadece kendi ülkesini değil bütün dünyayı dikkate alan vizyonla dış politikasını kurgulamak zorundadır. Dış politikamızda, Amsterdamın, Newyork’un arka sokaklarında hayattan koparılan insanlarını, Meksika’nın topraksız bırakılan köylülerini, Afrika’nın susuz ve ekmeksiz bırakılan biçarelerinin durumunu da düşünmek zorundayız. Biz bütün dünyayı barış ve esenlik yurdu haline getirecek bir vizyonu sürdürmek zorundayız. Başta Türkiye olmak üzere bölgesinin Darusselam olmasını sağlayacak aktif ve şahsiyetli dış politika vizyonuna sahip olmak zorundadır  ”.<br />
Türkiye’nin yeni kurulmuş değil bu coğrafyada asırlarca büyük medeniyetlere beşiklik ettiğini hatırlatan Kurtulmuş, “Bu topraklarda siyaset yapan herkes, bunu özümsemek zorundadır. Tarih ve medeniyet tasavvuru olmadan, asla dış politika kurgusu yapılamaz. Dış politika teknik bir iş değil, büyük bir vizyonun şekillendiği bir alandır. Bu anlamda, Türkiye’de yaşayan herkes, Yeniden Büyük Türkiye’yi kurmak mecburiyetinde olduğunu düşünerek dış politika adımları atmaz zorundadır” diye konuştu.</p>
<p>SAADET’İN TEMEL PRENSİPLERİ</p>
<p>Kurtulmuş, Saadet Partisi’nin temel prensiplerini ise şöyle sıraladı:<br />
—Yeni ve adil bir dünyanın kurulabilmesini temin etmek.<br />
-Dış politikamızı pragmatizm yani çıkarcılık üzerine değil küresel erdemi sağlayacak prensipleri üzerine inşa etmek<br />
-Bu çerçevede her zaman kuvvetli olandan değil haklı olandan yana tavır koymak.<br />
-Reel politiği gücü boyun eğmek olarak değil, Türkiye ve dünyayı günün şartlarının getirmiş olduğu imkanları kullanarak bir barış yurdu haline getirmek olarak algılıyoruz<br />
-Aktif, çok yönlü ve şahsiyetli bir dış politikayı esas alıyoruz<br />
- Meseleleri evrensel ölçekte ele alıyor ve bu çerçevede komşular, kardeşler, dindaşlar, mazlumlar açılımını ana ilke olarak görüyoruz<br />
-Dış politikayı sadece devletler arasında teknik bir ilişki olarak görmüyoruz, dış politikayı devletler arasında organik, sürekli ve devingen bir süreç olarak ele alıyoruz.<br />
-Biz hiçbir ırka, millete ve toplum kesimine rengini, dilini, dinini göz önünde bulundurarak kategorik olarak düşmanlık yapmıyoruz. Bizim düşmanlığımız, zalimleredir ve ortaya koyduğu zulümleredir.</p>
<p>AKP’NİN DIŞ POLİTİKASI<br />
2002 yılından bu yana izlenen Ak Parti dış politikasının da bir değerlendirmesini yapan Numan Kurtulmuş, hükümetin dış politika teorisi eksikliği bulunduğunu vurgulayarak, “Maalesef hükümetin belirgin, milletle paylaşılmış, bir dış politika genel teorisi yoktur. Günü birlik olarak, küresel sistemin gereklerine göre, kendisine bırakılan alanlarda icraat yapıyor” dedi.  Dış politikada milletin oylarının belirleyiciliğini bulunmadığının altını çizen Kurtulmuş, “Türkiye’de bürokratik oligarşi, millete hesap vermeyen adacıkların en belirgin olduğu yerlerden birisi dış politikadır. Dış politika, maalesef milleten uzak bir şekilde, bürokrasi içinde kararlaştırılıp uygulanmaktadır” dedi.  Kurtulmuş, “Biz Ermenistan sınır kapısını açarken, bu konuyu parlamentoya getirdik mi? Millet iradesinin tecelligahı olan parlamento bu konuda görüştü mü? Milletin fikirleri gündeme geldi mi? Ya da milletin fikirlerine danışıldı mı? Ne yazık ki, Türkiye dış politikayı, bürokrasi belirliyor” şeklinde konuştu.<br />
Neoliberal aydınların halkı dışlayan görüşlerine de karşı çıkan Kurtulmuş, “Bu millet, her şeye karar vermeye tek makamdır. Dış politikayı da iç politikayı belirler” dedi. Buna Gazze işgali sırasında Çağlayan’da ortaya konan tavrın Türkiye’nin dış politikasında etkili olduğunu kaydeden Kurtulmuş, “Çağlayan meydanının etkisi, Otelin lobisinde One Minute olarak ortaya çıkmıştır” dedi.</p>
<p>Hükümetin reel politik ve ulusal çıkar çizgisini de eleştiren Kurtulmuş, “Her konuda, reel politik Türkiye’nin şu şekilde hareket etmesini gerektiriyor diyorlar. 1 Mart tezkeresinde millet ABD işgalinde askerlerin geçişine müsaade etmedi. Ancak ne yazık ki, ulusal çıkarlarımız ABD ile hareket etmekten yanadır, reel politik bunu gerektiriyor diyerek maalesef milletin vermediği yetkileri verdiler. Şimdi şunu merak ediyorum, geçen 6 yılda komşumuz Irak’ta 1.5 milyonun insanın kaybetmesinde acaba Türkiye’nin hangi ulusal çıkarı vardır? Bu hangi reel politik ile açıklanabilir ” dedi. Reel politiğe teslim olarak, önünde diz çökerek bir müddet sonra kaybedilenlerin reel olarak görülmemeye başlanacağını vurgulayan Kurtulmuş, “Ben hükümeti, bu konudaki görüşlerini revize etmeye davet ediyorum” dedi.<br />
AKP döneminde dış politikanın büyük bir piar (halkla ilişkiler) çalışmasına döndüğünü anlatan Kurtulmuş, UAEK’de İsrail’in nükleer kapasitesine çekimser kalarak dolaylı yoldan destek verildikten hemen sonra Başbakan Erdoğan’ın “ Bölgede, sadece İran’ın değil İsrail’in de nükleer kapasitesi var. Bunun üzerinde niye durulmuyor?” açıklama yaptığına dikkat çekti.  Kurtulmuş, “Eğer gerçekten İsrail’in nükleer kapasitesinin araştırılmasını istiyor idiyseniz, niye UAEK’de İsrail’in nükleer kapasitesinin araştırılması yönünde oy kullanmadınız? Bu oylamadan sonra bizim için Davos’taki One Minute, bitmiştir. One minute, the end olmuştur” diye konuştu.  Erodoğan’ın otel odalarında çok güzel konuştuğunu ancak karar verme aşamasında şaştığının altını çizen Kurtulmuş, “Daha yeni IMF toplantılarında, dışarıdaki gösterilerin temsilcisi gibi konuştu. Dışarıdakiler ne diyor? Bu milletini iliğini emen IMF’yi kov, defet diyor. Siz konferans salonunda ‘IMF dışarıdakiler kulak versin’ akşamüzeri ise ekonomiden sorumlu bakanınıza ‘Ali ne oldu? Bunlar bize kaç para verecek? Diyeceksiniz?” diye konuştu.</p>
<p>MESCİDİ AKSA İŞGALİ SONA ERDİRİLMELİ<br />
Güncel meselelere değinen Kurtulmuş, Ermenistan ile imzalanacak anlaşmayı eleştirerek, komşularla sıfır problem diye taviz verilemeyeceğini kaydederek, Karabağ işgali sona ermeden ve 1 milyon Azeri’nin vatanlarına gelmeden sınırın kesinlikle açılmamasını gerektiğini söyledi.  Özellikle Mescidi Aksa’ya yönelik saldırı ve kuşatmaya da sert tepki gösteren Numan Kurtulmuş, her hal ve şartla Filistin halkının yanında olduklarını söyledi. Başkenti Kudüs olan özgür ve egemen bir Filistin devleti kurulmadığı sürece Ortadoğu’ya barış gelmeyeceğinin altını çizen Kurtulmuş,  Filistin meselesinin siyasi bir sorun olduğunu ve çözümün de siyasi olacağını kaydetti.  6 gündür Haremüşşerif’in kontrol altına alındığını, Mescidi Aksaya’ya girişi çıkışın yasaklandığını kaydeden Kurtulmuş, “Mescidi Aksa’nın altındaki kazılar ve tünel çalışmalarını hız kazanmıştır. Bu kazılar sonucu, endişe ederiz ki, kaza olduğu kusura bakmayın Mescidi Aksa yıkıldı noktasına gelebilirler. Bunun önlenmesi şimdiden siyasi tavır ortaya konmalıdır” diye konuştu. 6 gündür BM, İKÖ, Unesco’dan veya herhangi bir yerden ses çıkmadığını kaydeden Kurtulmuş, “Herkes susmuş. İsrail yanlısı kamuoyunun susmasını anlarız da, her konuştuğunda Filistin meselesinden ağzını açan, İslam ülkelerinin tavırlarının anlamak asla mümkün değildir. Haremüşşerif’teki bu işgal derhal sona erdirilmelidir. Türkiye’nin BM’nin gözlemci üyesi olarak, elindeki bütün imkanları seferber etmelidir. Sadece söz değil bu konuda İsrail’e karşılı diplomatik adımları atmalıdır” dedi.Kurtulmuş, Kudüs’ün manevi koruyucu Raid Salah’ın da hemen serbest bırakılmasını istedi.</p>
<p>-ERDOĞAN&#8217;IN BAYKAL&#8217;A MEKTUP GÖNDERMESİ-</p>
<p>Kurtulmuş, konuşmasının ardından, toplantıya katılan gazetecilerin ve partililerin sorularını da yanıtladı.  Bir gazetecinin, demokratik açılım süreci kapsamında Başbakan Erdoğan&#8217;ın CHP Genel Başkanı Deniz Baykal&#8217;a gönderdiği mektubu nasıl değerlendirdiği sorusu üzerine Kurtulmuş, demokratik açılımın bir partinin değil tüm milletin meselesi olduğunu vurgulayarak, çözüm yerinin de Meclis olması gerektiğini söyledi.  Kurtulmuş, &#8221;Bütün millet bu meseleyi konuşuyor. Bu beyler daha yeni, konuşmak konusunda mektuplaşıyorlar. Üsküdar&#8217;da akşam oldu. Bu beyler uzayda mı yaşıyorlar? Bu konuda kimse ortalığı germesin. &#8216;Ben muhalefetle görüşmem&#8217; ya da &#8216;İktidarla görüşmek için mektup yazın&#8217; tavrına gerek yoktur&#8221; diye konuştu.  Siyasi partilerin bu süreçte birbirlerine yönelik açıklamalarını da eleştiren Kurtulmuş, Mecliste grubu bulunan partilerin tavırları ve sözleriyle bu meselede &#8221;sınıfta kaldıklarını&#8221; belirtti.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.myzest.com/saadettan-dis-politika-manifestosu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>UAEK Toplantısı’nda Türkiye İsrail Aleyhindeki Tasarıyı Oylama Öncesi Salonu Terk Etti</title>
		<link>http://www.myzest.com/uaek-toplantisi%e2%80%99nda-turkiye-israil-aleyhindeki-tasariyi-oylama-oncesi-salonu-terk-etti/</link>
		<comments>http://www.myzest.com/uaek-toplantisi%e2%80%99nda-turkiye-israil-aleyhindeki-tasariyi-oylama-oncesi-salonu-terk-etti/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 29 Sep 2009 01:07:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Aydın</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ak Parti]]></category>
		<category><![CDATA[Akp]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Manşet]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[israil]]></category>
		<category><![CDATA[Numan Kurtulmuş]]></category>
		<category><![CDATA[one minute]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[UAEK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.myzest.com/?p=464</guid>
		<description><![CDATA[

VİYANA -İHA- Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu&#8217;nun (UAEK) 53&#8242;üncü Genel Kurul Toplantısı&#8217;nda, Tel Aviv yönetiminin nükleer programı aleyhine karar aldı. Bu, kurulun 18 yıldır İsrail aleyhine aldığı ilk karar.
TÜRKİYE TASARIYI OYLAMA ÖNCESİ SALONU TERK ETTİ
Toplantının son ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<p class="sayac_bilgi"></p>
<p><a href="http://www.myzest.com/wp-content/davos-recep-tayyip-erdogan.jpg" rel="shadowbox[sbpost-464];player=img;"><img src="http://www.myzest.com/wp-content/davos-recep-tayyip-erdogan-300x200.jpg" alt="davos-recep-tayyip-erdogan" title="davos-recep-tayyip-erdogan" width="300" height="200" class="alignleft size-medium wp-image-465" /></a>VİYANA -İHA- Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu&#8217;nun (UAEK) 53&#8242;üncü Genel Kurul Toplantısı&#8217;nda, Tel Aviv yönetiminin nükleer programı aleyhine karar aldı. Bu, kurulun 18 yıldır İsrail aleyhine aldığı ilk karar.<span id="more-464"></span></p>
<p><a href="http://www.akpgercegi.com/wp-content/uploads/Uaek-IAEA.jpg" rel="shadowbox[sbpost-464];player=img;"><img class="alignleft size-full wp-image-321" title="UAEK Toplantısı'nda Türkiye Tasarıyı Oylama Öncesi Salonu Terk Etti" src="http://www.akpgercegi.com/wp-content/uploads/Uaek-IAEA.jpg" alt="UAEK Toplantısı'nda Türkiye Tasarıyı Oylama Öncesi Salonu Terk Etti" width="300" height="200" /></a><strong>TÜRKİYE TASARIYI OYLAMA ÖNCESİ SALONU TERK ETTİ</strong><br />
Toplantının son gününde İsrail&#8217;in atom ve nükleer programlarını eleştiren bir karar çıktı. İsrail&#8217;in nükleer kapasitesiyle ilgili kaygıların dile getirildiği önerge 16 çekimser ve 45&#8242;e karşı 49 oyla kabul edildi. Aynı tasarı 1991 yılında 13 çekimser oy, 31&#8242;e karşı 39 oyla reddedilmişti. Arap Birliği üyesi ülkelerin sunduğu tasarıda, toplantıda tasarının oylanmasının ardından kabul edilen karar tasarısı ayakta alkışlandı. UAEK Genel Kurul Toplantısı&#8217;na, aralarında Türkiye&#8217;nin de bulunduğu 150 üye ülkeden Bakan ve üst düzey diplomat katıldı. &#8220;İsrail&#8217;in Nükleer Yetenekleri&#8221; başlıklı karar tasarısının gündeme alınması için yapılan oylamada Türkiye çekimser oy kullandı. Tasarı oylanması için çoğunluk sağlandı. Karar tasarısının oylanması sırasında salonda bulunan Türk heyetinin salonu terk ettiği görüldü. Türkiye böylece oylamaya katılmadı.</p>
<p><strong>SURİYE&#8217;DEN İSRAİL&#8217;E KARŞI BÜYÜK BAŞARI</strong><br />
Suriye&#8217;nin öncülük yaptığı ve Arap Birliği üyesi ülkeler adına sunduğu, &#8220;İsrail&#8217;in Nükleer Yetenekleri&#8221; başlıklı karar tasarısının kabul edilmesiyle, UAEK&#8217;nın, bundan böyle İsrail&#8217;in nükleer programına ilişkin yönetim kuruluna rapor sunması zorunluluğu getirildi. Her yıl genel kurul toplantısına sunulan İsrail&#8217;in nükleer yetenekleri ve Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi(NPT) rejimine taraf olması yolundaki çağrıyı içeren karar tasarısı, gerekli çoğunluk sağlanamadığı için reddediliyordu.<br />
Diplomatik kaynaklar, Arap Birliği adına sunulan &#8220;İsrail&#8217;in Nükleer Yetenekleri&#8221; başlıklı karar tasarısında, UAEK&#8217;nın bundan böyle İsrail&#8217;in nükleer programı hakkında da yönetim kuruluna rapor vermesini öngören bir madde bulunduğuna işaret ederek, &#8220;İsrail&#8217;in nükleer programının ilk kez UAEK&#8217;nın gündemine ciddi olarak alındığını ve genel direktörün yönetim kuruluna rapor verme yükümlülüğünün üye ülkelerce kabul edildiğini&#8221; bildirdiler.<br />
Bölgede nükleer silah sahibi tek ülke olan İsrail, bugüne dek UAEK&#8217;nın güvence denetimleri ve NPT antlaşmalarına taraf olmamakta ısrar ediyor.</p>
<p><strong><a href="http://www.akpgercegi.com/wp-content/uploads/numan-kurtulmus-one-minute.jpg" rel="shadowbox[sbpost-464];player=img;"><img class="alignright size-full wp-image-322" title="UAEK Toplantısı'nda Türkiye Tasarıyı Oylama Öncesi Salonu Terk Etti" src="http://www.akpgercegi.com/wp-content/uploads/numan-kurtulmus-one-minute.jpg" alt="UAEK Toplantısı'nda Türkiye Tasarıyı Oylama Öncesi Salonu Terk Etti" width="300" height="186" /></a>PROF. DR. NUMAN KURTULMUŞ:  &#8220;BU ONE MİNUTE’UN BİTİŞİDİR&#8221;</strong></p>
<p>Saadet Partisi Genel Başkanı Numan Kurtulmuş, &#8220;İsrail’in Nükleer Yetenekleri&#8221; başlıklı karar tasarısının gündeme alınacağı Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu Genel Kurulu toplantısında Türkiye’nin önce çekimser oy kullanmasını, ardından yapılan oylamada da salonu terk etmesine tepki göstererek &#8220;Bu one minute’un bitişidir. Marifet otel lobilerinde one minute demek değil, BM Salonu’nda bunu söyleyebilmektir&#8221; dedi.</p>
<blockquote><p>Kaynaklar:<br />
<a href="http://www.netgazete.com/News/632072/uaek_genel_kurul_toplantisinda_%C4%B0srailin_nukleer_programi_aleyhine_karar_alindi.aspx" target="_blank">IHA &#8211; Güncel Haber<br />
</a><a href="http://www.haberx.com/Gundem-Haberleri/Eylul-2009/Bu-one-minuteun-bitisidir.aspx" target="_blank">HaberX</a><a href="http://www.netgazete.com/News/632072/uaek_genel_kurul_toplantisinda_%C4%B0srailin_nukleer_programi_aleyhine_karar_alindi.aspx" target="_blank"><br />
</a></p>
</blockquote>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.myzest.com/uaek-toplantisi%e2%80%99nda-turkiye-israil-aleyhindeki-tasariyi-oylama-oncesi-salonu-terk-etti/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>AKP’nin Kapatılması İstemi Davası İle İlgili Recai Kutan’ın Açıklaması</title>
		<link>http://www.myzest.com/akp%e2%80%99nin-kapatilmasi-istemi-davasi-ile-ilgili-recai-kutan%e2%80%99in-aciklamasi/</link>
		<comments>http://www.myzest.com/akp%e2%80%99nin-kapatilmasi-istemi-davasi-ile-ilgili-recai-kutan%e2%80%99in-aciklamasi/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 15 Mar 2008 02:24:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Aydın</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ak Parti]]></category>
		<category><![CDATA[Akp]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.myzest.com/akp%e2%80%99nin-kapatilmasi-istemi-davasi-ile-ilgili-recai-kutan%e2%80%99in-aciklamasi/</guid>
		<description><![CDATA[

Saadet Partisi Genel Başkanı Recai Kutan, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin kapatılması istemi ile ilgili olarak bir basın açıklaması yayımladı.
Adalet ve Kalkınma Partisi’nin kapatılması istemi ile ilgili olarak açılmış bulunan dava, parlamenter demokrasi sistem açısından son ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<p class="sayac_bilgi"></p>
<p><a href="http://www.myzest.com/wp-content/saadet_partisi_amblem_kucuk.gif" rel="shadowbox[sbpost-199];player=img;" title="AKP’nin Kapatılması İstemi Davası İle İlgili Recai Kutan’ın Açıklaması"><img src="http://www.myzest.com/wp-content/saadet_partisi_amblem_kucuk.kucukresim.gif" title="AKP’nin Kapatılması İstemi Davası İle İlgili Recai Kutan’ın Açıklaması" alt="AKP’nin Kapatılması İstemi Davası İle İlgili Recai Kutan’ın Açıklaması" align="left" /></a><strong>Saadet Partisi Genel Başkanı Recai Kutan, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin kapatılması istemi ile ilgili olarak bir basın açıklaması yayımladı.</strong></p>
<p>Adalet ve Kalkınma Partisi’nin kapatılması istemi ile ilgili olarak açılmış bulunan dava, parlamenter demokrasi sistem açısından son derece kaygı verici bir gelişmedir.</p>
<p>Siyasi partiler demokrasinin vazgeçilmez unsurlarıdırlar. Herhangi bir siyasi partiyi bir takım değerlendirme ve yorumlar ile kapatma tehdidi altında bulundurmak demokrasinin gelişip serpilmesine, güçlenmesine engel olmak anlamına gelir.</p>
<p>Türkiye Cumhuriyeti Devleti; bürokratik oligarşinin, egemen olduğu, keyfi uygulamaların yapıldığı basit ve ilkel bir devlet değil, çağdaş bir hukuk devletidir. Çağdaş hukuk devletlerinin en temel vasfı olan milli irade üzerinde hiçbir vesayet veya ipotek kabul etmeme ilkesi, tüm kurum ve kuruluşların özenle koruması gereken en temel değerdir. <span id="more-199"></span></p>
<p>Bu dava ile bir yandan ülkemizin imajı ciddi şekilde zedelenecek, öte yandan zaten çok hassas dengelerle ayakta durmaya çalışan ekonomik yapı daha da zayıflayarak, istikrarsızlığa hızla yuvarlanabilecektir.</p>
<p>Bu değerlendirmeler ışığında Saadet Partisi olarak, tüm siyasi partileri, sivil toplum kuruluşları, aydınları, demokrasiye sahip çıkmaya davet ediyoruz.</p>
<p>Yine Saadet Partisi olarak milli iradenin tecelli yeri olan Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni derhal toplanarak, bu soruna kalıcı çözümler üretmesini bekliyoruz.</p>
<p>Aziz Milletimize Saygıyla Arz Ederiz.</p>
<p><strong>Saadet Partisi Genel Başkanı<br />
M. Recai KUTAN</strong></p>
<blockquote><p>Haber: <a href="http://www.sp.org.tr/haber.asp?haber=1806" target="_blank">http://www.sp.org.tr/haber.asp?haber=1806</a></p></blockquote>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.myzest.com/akp%e2%80%99nin-kapatilmasi-istemi-davasi-ile-ilgili-recai-kutan%e2%80%99in-aciklamasi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İsmail Duman: AK Parti Gerçeği ve &#8220;Muhafazakârlaşma&#8221; Eğilimi</title>
		<link>http://www.myzest.com/ismail-duman-ak-parti-gercegi-ve-muhafazakarlasma-egilimi/</link>
		<comments>http://www.myzest.com/ismail-duman-ak-parti-gercegi-ve-muhafazakarlasma-egilimi/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 05 Mar 2008 02:18:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Aydın</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ak Parti]]></category>
		<category><![CDATA[Alıntı]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.myzest.com/ismail-duman-ak-parti-gercegi-ve-muhafazakarlasma-egilimi/</guid>
		<description><![CDATA[

Adalet ve Kalkınma Partisi(AKP)’nin  22 Temmuz’da yapılan genel seçimden %46,6 oranındaki halk desteği ile çıkmasının  ardından, “muhafazakârlık”  mefhumu, tekrar gözden geçirilmeye değer bir hâl aldı. Seçim tabloları nitelikli  bir biçimde analiz ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<p class="sayac_bilgi"></p>
<p><a href="http://www.myzest.com/wp-content/recep_tayyip_erdogan_akp2.jpg" rel="shadowbox[sbpost-193];player=img;" title="İsmail Duman: AK Parti Gerçeği ve “Muhafazakârlaşma” Eğilimi"><img src="http://www.myzest.com/wp-content/recep_tayyip_erdogan_akp2.kucukresim.jpg" title="İsmail Duman: AK Parti Gerçeği ve “Muhafazakârlaşma” Eğilimi" alt="İsmail Duman: AK Parti Gerçeği ve “Muhafazakârlaşma” Eğilimi" align="left" /></a>Adalet ve Kalkınma Partisi(AKP)’nin  22 Temmuz’da yapılan genel seçimden %46,6 oranındaki halk desteği ile çıkmasının  ardından, <strong>“muhafazakârlık”</strong>  mefhumu, tekrar gözden geçirilmeye değer bir hâl aldı. Seçim tabloları nitelikli  bir biçimde analiz edildiğinde, “muhafazakârlaşan” bir halk kitlesinin  Türkiye’nin inkâr edilemez bir gerçeği haline geldiğini müşahede ediyoruz. Bir  nevi “pasifize olma” durumu olarak nitelendirebileceğimiz “muhafazakârlaşma”  olgusunun, son zamanlarda en çok, “siyasi talepleri bulunan” Müslümanlarda  karşılık bulduğunu üzüntüyle görüyoruz. Bu nedenle, “kavram olarak  onaylamadığımız ‘muhafazakarlaşma’nın nasıl olup da içimize kadar sirayet  ettiği” sorusuna gerekli sosyal, kültürel ve siyasal çıkarımlarda bulunarak  cevap aramak durumundayız. Aksi takdirde, “söylem olarak” karşı olduğumuz bu  kavramın yansımaları zamanla bizlerde de görülecektir.</p>
<p>Türkiye’deki İslami camialar, “muhafazakârlaşma” kavramı  ile ilk ciddi tanışıklıklarını <strong>“Turgut Özal”</strong>  döneminde yaşadılar. Bazılarına göre, İslami faaliyetlerin 1980 sonrası  Türkiye’sinde canlanmasına olanak sağlayan kişi olarak tanımlanan Turgut Özal,  esasında Türkiye’deki “tevhidi bilinçlenme süreci”ne güçlü bir darbe vuran kişi  olma özelliği taşımaktadır. Şu anda Müslümanlar için mevcut olan “kaygan  zemin”in temelleri, Özal zamanında ortaya konulan politikalar ile atılmıştır.  <span id="more-193"></span></p>
<p>Genelde Türkiye’deki tüm halk kitlesi, özelde de  bilinçli Müslüman bireyler, <strong>“refah”</strong>  kavramı ile ilk olarak <strong>“Özal zamanı”</strong>nda  tanıştılar. Özal’ın ekonomik refahı öngören politikaları, zamanla filizlenmeye  başladı. Kapitalist sistemin temel cümleciklerinden olan “if you have got it,  flaunt it <strong>(Eğer bir şey varsa, bir şeye sahipseniz, saklamayın,  varlığınızı harcayın, göstermekten çekinmeyin)</strong>”  cümlesi Özal’ın temel politikası haline geldikçe, toplumda var olan sınıflar,  ekonomik anlamda gittikçe derinleşmeye başladı. Kısaca, kapitalist sistem, bu  zamana kadar bulamadığı fırsatı iyi değerlendirerek halkı çevrelemeye başladı.  Mevcut durum, en fazla, <strong>“İslami davada ideallere sahip olan”</strong>  ve <strong>“bu idealleri pahasına can verecek kadar cesur”</strong>  olan Müslümanları sarsıntıya uğrattı. Maalesef, o dönemde “sınanmamış ahlak,  ahlak değildir” sözü bir kez daha haklılığını gösterdi. Daha önceden ellerinde  makam, mevki, para olmayan idealist(!) Müslümanlar, bu değerler ellerine  geçince, dünyaya temayül göstererek çözülmeler yaşamaya başladılar. Ve artık  Müslümanlar; “ben İslami davaya birey olarak nasıl fedakârlıkta bulunabilirim?”  sorularından vazgeçerek, “ben nasıl olur da daha müreffeh bir hayat  yaşayabilirim”in derine düşmeye başladılar. Oluşan süreç, Müslüman bireylerin,  yavaş yavaş kulvar değiştirerek “muhafazakârlaşma” seviyesine gelmelerine neden  oldu. Peki, “muhafazakârlaşma” neyi öngörüyordu/öngörüyor ve neden Müslümanlara  bu kadar cazip gelmiştir/geliyor?</p>
<p>Muhafazakârlık, siyasi bir kavram olarak ele alındığı  zaman, 19. yüzyılın başlarından itibaren kullanılmaya başlanan, “mevcut siyasal  düzenden, kanundan yana olma”yı, “statükoyu muhafaza etme”yi öngören bir kavram  olarak önümüze çıkmaktadır. Kavrama bu şekilde baktığımızda, en muhafazakâr  parti olarak, statükoyu savunan ve statükonun yanında yer alan CHP’yi  gösterebiliriz. Lakin muhafazakârlık kavramını günümüzdeki şekliyle okuduğumuz  zaman, sosyal ve kültürel alanda “eski”yi, “yeni”yle beraber yaşama ve köklü  değer sistemini koruma tavrı olarak tanımlayabiliriz. Kavrama daha somut  açılımlar getirdiğimizde; “muhafazakarlaşma”nın, “ideolojik olarak mevcut  düşüncelerden arınmış, aileyi, toplumsal gelenekleri muhafaza eden, fikri  anlamda mücadelesi olmadığından ötürü toplumun her kesimiyle uzlaşma(!)  sağlayabilen, dünya konjonktürüne göre tavırlarını belirleyen” insan  prototiplerinin ortaya çıkmasına zemin hazırladığını görüyoruz. Bu çerçeve  etrafında değerlendirdiğimizde, Özal zamanında, bu mefhumun, bilinçli Müslüman  bireylere neden bu kadar sirayet ettiğini daha iyi anlayabiliyoruz. Müslümanlar  “muhafazakârlık” adı altında, hem İslami dava etrafında riski gerektiren  pozisyonlardan kaçınmış oldular hem de birtakım İslami değerleri terk etmeyerek  kendilerini tatmin etmenin lezzeti(!)ne varmış oldular.</p>
<p><strong>Özal zamanında alevlenen bu akım</strong>,  Özal’ın vefatından sonra hızını biraz kaybettiyse de, Özal’dan esinlenerek  politikalarını belirleyen AK Parti yelpazesi altında, hedef kitleyi büyüterek  tekrar alevlendi.</p>
<p>Esasında, AK Parti kadroları, kuruluş aşamasında, ikinci  bir Özal dönemini hedeflediklerini her defasında hissettiriyorlardı.  <strong>“Muhafazakâr ve Demokrat”</strong> kimliğini  nirengi noktası olarak belirleyen parti yönetimi, önceden dillendirdikleri  “ideolojik söylemler”in şimdiki zamanı bağlamadığını ve yeni yapılanmalarının  temelini, ideolojik düzlemden ziyade “toplumsal mutabakat” düzlemine  oturttuklarını her defasında gündeme getirdi. Partinin kurucu üyelerinden olan  Ali Babacan’ın parti ile ilgili yaptığı tanımlama, bu gerçeği daha net ortaya  koyuyordu: &#8220;Benim partim, muhafazakâr ve demokrattır. İslamcı değiliz. İslamcı  bir devleti istemiyoruz. Aileyi, gelenekleri savunuyoruz, ancak Avrupa  Kriterlerince yönetilen muhafazakar ve demokrat bir parti gibiyiz&#8221;</p>
<p>“Geçmişin ‘statükoculuk üzerine bina edilen  muhafazakârlığı’ yerine yeniliğe açık modern bir muhafazakarlık”ın üzerinde  sürekli vurgu yapan AKP, çağdaş(!) dünyanın ortak hedefini parti felsefesi  haline getirdi: “Barış, istikrar ve refahı güvenceye alacak bir diyalog ve  işbirliğini geliştirmek…” Bu kutsal(!) hedefin gerçekleşmesi için; “1) demokrasi  ve insan haklarının güçlendirilmesi 2) sürdürülebilir ve dengeli ekonomik ve  sosyal gelişmenin sağlanması 3) yoksullukla mücadele önlemlerinin arttırılması  ve kültürler arasındaki karşılıklı anlayışın geliştirilmesi” zorunluluğu  olduğuna her defasında vurgu yapıldı.</p>
<p>AK Parti’nin belirlediği hedeflere ve hedeflere ulaşmak  için tanımladığı yollara baktığımızda, “Özal zamanı” ile ciddi manada paralellik  arz ettiklerini görüyoruz. AKP kadrolarının kendileri için kullandıkları  tanımlamalar ve sıfatlar, esasında kendi içerisinde herhangi bir paradoks  içermemektedir. AK Parti, hiçbir zaman İslami bir parti olduğunu söylemediğine  göre,  AK Parti’den İslami bir bilinç ile hareket etmesini beklemek abesle  iştigal olacaktır. Lakin, parti tabanının İslami bir gelenekten gelmesi  hasebiyle, AK Parti, toplum nazarında İslami eğilimlere sahip, “başörtüsü,  Kur’an Kursları” gibi konularda çözüm yolları üretecek olan bir parti olarak  görülmektedir. Bu nedenle de, AK Parti’nin temsil ettiği “muhafazakâr” kimlik,  halk tabanında zamanla “İslami kimlik” olarak algılanmaya başlandı. Aslında, bu  durum AK Parti’nin bu kadar halk desteğini nasıl arkasına aldığının basit, fakat  yeterli olmayan bir cevabıdır.</p>
<p>AK Parti’nin, Türkiye şartlarında farklı bir  <strong>“İslami model”</strong> olarak ortaya çıkması,  kapitalist sistemlerin işlerini kolaylaştırmıştır. Çünkü zalim devletlerin zulüm  ve sömürü politikalarını devam ettirebilmeleri için, “İslam ülkelerindeki  insanları pasifize edecek, İslam ülkelerindeki Müslümanların var olan zulümlere  sessiz kalmalarını sağlayacak” bir AKP modeli, dünya müstekbirlerinin karşı  çıkmayacağı bir fırsattır. Bugün, Türkiye’de “AKP” modellemesi ile, Müslüman  bireyler,  “İslam”ı tanımlarken birbirlerine taban tabana zıt açıklamalar  yapabiliyorlar. Bir kimsenin “doğru” dediği şey, başka bir kimse tarafından  “yanlış” olarak telakki edilebiliyor. Bu çıkarımlar yapılırken, her iki taraf da  rahatça delillerini ortaya koyabiliyor. Böylece “hakk” ile “batıl” keskin  çizgiler ile birbirinden ayrılamıyor; hatta tıpkı İsrailoğullarında yaşandığı  gibi “hakk”, “batıl” ile karışmaya başlıyor. Bu karmaşıklık, “Müslüman’ın  bireysel anlamdaki sorumlulukları”nı tanımlamadan ziyade “toplumsal anlamdaki  sorumlulukları”nı tanımlamada karşımıza çıkıyor. Aslında bu durum, “Ilımlı  İslam”, “BOP”  gibi projelerin bir başka yansımasıdır. “İslam’ı bireye hapsetme”  politikası ile, İslam’ın sosyal ve siyasal düzen içerisindeki rolü bertaraf  edilmeye çalışılıyor. Tüm bu çabaların, İslami gelenekten gelen bireyler  tarafından yapılması da, halk kitlelerinin “muhafazakârlık” mefhumunu zamanla  içselleştirmelerine ve salt bir takım geleneksel değerleri “muhafaza” etmenin,  “İslam”ı yaşamak olduğuna inanmalarına sebebiyet veriyor.</p>
<p>AK Parti ile hız kazanan “muhafazakârlaşma” akımını,  “modernizmin Türkiye topraklarında kalıcı hale getirilmesi ve muhafaza edilmesi”  olarak tanımlamamız yanlış olmayacaktır. Bu akım ile beraber, “Müslüman  burjuvazi”nin şekillendiğine şahit olduk. Müslümanlar, mevcut düzen içerisinde,  “ideal kaybı”na uğrayarak, “konformizm”in etki alanının içerisine girdiler.  Post-modern dönemin en önemli hastalıklarından olan “kavram karmaşası”na  yakalanarak, zihin dünyalarının referans kaynağı olarak “modernizm”i algılamaya  başladılar. Bu tarz <strong>“itikadi ve ameli boyutu olmayan dindarlık”</strong>,  küresel kapitalizm için sorun olmak bir yana kendi sitemlerinin entegrasyonunda  bulunmaz bir imkan konumundadır.</p>
<p>Modern kavramlar üzerinden düşünce üreten Müslüman  bireyler, mevcut durumlar karşısında tavırlar belirlerken, asli kaynaklarından  sıyrılarak, “reel-politik” çıkarlar çerçevesinde duruşlar sergiliyorlar.  Böylece, Müslüman bireyin yerine getirmesi gerektiği toplumsal sorumluluklar,  ertelenmek bir yana artık <strong>“konuşulması zorunlu olmayan cümleler”</strong>  haline geliyor. Dolayısıyla, Müslüman bireyin toplum nazarında kimliğini temsil  eden unsurlar da zamanla temsiliyetini kaybederek, yeni dünya düzeni içerisinde  “görsel malzeme” haline geliyor. Mevcut sistem içerisindeki bu laçkalaşmaya  “başörtüsü” örneğini vermemiz mümkün olabilir. Bugün, Müslüman kadının kimliği  ve temsili olan “başörtüsü”, “modern muhafazakârlaşma” ile temsiliyetinden  uzaklaşarak “moda unsuru” haline gelmeye başladı. Sosyolog Nilüfer Göle, kendisi  ile “22 Temmuz” seçimleri üzerine yapılan bir röportaj da, bu konu ile ilgili  kabul etmek istemesek de <strong>acı olan bir gerçeğin</strong>  altını çiziyor: “Türkiye’de İslami hareket, solcu ve laik bir cumhuriyetin  etrafında farklı bir şekilde yoğruluyor, türban da bununla birlikte değişiyor,  modanın bir parçası oluyor, piyasaya giriyor. Bundan sonra kadınların türban  tercihi olacak, kimisi çıkaracak kimisi takacak. Ben biraz banalleşecek diye  bekliyorum&#8230;”</p>
<p>“Muhafazakârlaşma “ akımının, genel halk kitlesi  üzerindeki etkisinden bahsettikten sonra, biraz da <strong>“topluma  tevhidi bir bilincin aşılanmasını öngören, tahkiki imanın önemine vurgu yapan ve  toplumsal dönüşümü sağlama derdi olan”</strong> İslami  camialar açısından bir özeleştiri yapmaya çalışalım.</p>
<p>Son seçim sürecinde, birçok İslami yapılanmanın,  “cumhurbaşkanlığı seçimi”nde yapılan haksızlıktan yola çıkarak, AK Parti’ye  destek verdiklerine şahit olduk. Verilen bu oyların belli bir kısmı, sadece  “cumhurbaşkanı seçimi” ne tavır olarak verildiyse de (ki bu durum dahi ciddi bir  biçimde tartışılmalıdır), oyların büyük çoğunluğu AK Parti’nin politikaları  olumlandığı için verilmiştir. Kısacası, bilinçli Müslüman bireyler, farkında  olmadan muhafazakârlaşma kulvarına girmiş bulunmaktadırlar. Bu durumun en basit  örneğini, Müslümanların, siyasi anlamda mevcut taleplerine ulaşmak için  <strong>“olumlanamayacak”</strong> metot sorgulamaları  yapmalarında ve siyasi taleplerinden vazgeçme durumuna gelmelerinde görebiliriz.  Bunun en bariz nedeni,  AK Parti’nin, İslami geleneğe sahip olması hasebiyle,  bir takım İslami çalışmalara göz yumması, hatta bazı noktalarda destek sağlaması  ve ülke çapında uzun zamandır hâkim olmayan “istikrar”ın AK Parti süreci ile  kazanılmasıdır. Buradan yola çıkarak, Müslümanlar, AK Parti’yi eleştirmenin  Müslümanlara zarar vereceğini iddia etmeye başladılar. Bu durum, AK Parti’nin  kendisini öyle tanımlamamasına rağmen, Müslümanlar tarafından nasıl da “İslami  bir parti” olarak içselleştirildiğinin bir göstergesidir.</p>
<p>Yaptığımız bu örneklemeler, bizleri İslami Hareketin  geleceği açısından kaygılandırmaktadır. Bu akımın etkilerinin,  “muhafazakarlaşma”ya karşı çıktığını iddia eden kimselerde görülmesi de,  ayaklarımızı sabit tutmamız için ne kadar hassas olmamız gerektiğinin bir  açıklamasıdır.</p>
<p><strong>Özeleştirilere devam edersek</strong>; eğer  bugün “muhafazakarlaşma”nın İslami hareketin bir problemi olduğunu konuşurken,  bir yandan da üniversitelere girmek için başörtüsünden taviz veriyorsak, bu  bizim bir “zihin buhranı” yaşadığımızın bir göstergesidir. Aynı şekilde,  Filistin’de, Irak’ta, Afganistan’da, Lal Mescid’de yaşanan olaylara sessiz  kalıyorsak “muhafazakârlaşıyoruz” demektir. Dikkat ederseniz, Lal Mescid’de  yapılan katliama karşı, batı toplumlarında bile tepkiler oluşurken, Türkiye  coğrafyasında herhangi bir kıpırdanma yaşanmadı. Olaya farklı bir pencereden  bakarsak; “toplumsal anlamda yüklendiğimiz sorumluluklarımızı internet  sayfalarında aslan(!) kesilerek yazdığımız yorumlarla geçiştiriyorsak”,  muhafazakârlaşıyoruz demektir. Bu ve benzeri örnekleri çoğaltmamız mümkündür.  Kısacası; “5–6 yıl önceki halimiz ile şimdiki halimiz arasında bir fark var ise,  bir “hassasiyet kaybı” yaşıyorsak, “muhafazakarlaşma”nın etki alanına giriyoruz  demektir.</p>
<p>İmdi, “muhafazakârlaşma” akımının etki menzilinden  uzaklaşmak ve hassasiyet kaybını önlemek için, referans noktalarımızı doğru  belirlememiz gerekmektedir. Eğer ki, modern kavramlar üzerinden düşünce  geliştirirsek, ameli pratiklerimiz de modern düşüncenin yansıması olacaktır. Bu  nedenle, “İslami bir hayat nizamı”nı yaşayabilmek için Kur’an’a yönelmemiz  gerekmektedir. Kur’an’ı Kerim’i doğru okumalar yaparak idrak edebilirsek,  hayatımızda karşılaştığımız soru ve sorunlara doğru cevaplar üretebiliriz. Ve  eğer Müslüman bir birey olarak yaşamaya aday isek, “uluslararası diplomasinin  nesnesi değil, İslam ümmetinin öznesi” olmak durumundayız. Yani, bizim  düşüncemizi, zihin dünyamızı, “reel-politik” çıkarlar uğruna uluslar arası hukuk  kuralları yerine “toplumsal dönüşümü” sağlama uğruna Kur’ani metotlar  belirlemelidir. Aksi halde “dünya üzerindeki görevimizi ifa ediyoruz” zannı ile  kendimizi tatmin etmeye çalışırız.</p>
<p>Eğer <strong>“muhafazakarlık”</strong>ta  ısrarcı isek, Kur’an’ın tanımladığı konularda <strong>“muhafız”</strong>  olalım. Rabbimiz; mümin kadınların ırzlarını ve iffetlerini “muhafaza  etmeleri”ni (Nur/31); bunun yanı sıra, tüm müminlerin Allah’ın  sınırlarını(hududullah) ve namazı “muhafaza etmeleri”ni emrediyor.  <strong>“Esaslı ve zor olan muhafaza”, “Allah için yaşam sürme”</strong>yi  ve <strong>“iman”</strong>ı <strong> “muhafaza”</strong> edebilmektir.</p>
<p><em>“İşte bütün bu hükümler, Allah&#8217;ın çizdiği sınırlardır. Her kim Allah&#8217;a ve  O&#8217;nun peygamberine itaat ederse, Allah onu içlerinde sonsuza dek oturmak üzere,  altından ırmaklar akan cennetlere koyacaktır. Bu ise büyük kurtuluştur! Her kim  de Allah&#8217;a ve peygamberine isyan edip onun sınırlarını aşarsa, Allah onu, içinde  sonsuza dek kalmak üzere bir ateşe sokar ve ona alçaltıcı bir azap vardır.”</em>  (Nisa Suresi/13-14)</p>
<p><strong>“TERCİH”</strong>i Allah olan kişi,  <strong>KUR’AN</strong>’da sükûnet bulur.</p>
<p>Bir dahaki yazımızda “Kur’an algımızı” ve  “tercihlerimiz”i değerlendirelim inşaAllah.</p>
<p><strong>“HAFIZ”</strong> (Koruyan, Gözeten, Muhafaza  Eden) olan Allah(c.c.)’a emanet olunuz.</p>
<blockquote><p>Alıntı: <a href="http://www.kudusyolu.com/yazi.php?dil=tr&amp;yzr=28&amp;id=665" target="_blank">İsmail Duman &#8211; Kudusyolu.com</a> | dirilissaati[at]gmail.com</p></blockquote>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.myzest.com/ismail-duman-ak-parti-gercegi-ve-muhafazakarlasma-egilimi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tuğçe Baran&#8217;dan Hürriyet Reklamı Yorumu</title>
		<link>http://www.myzest.com/tugce-barandan-hurriyet-reklami-yorumu/</link>
		<comments>http://www.myzest.com/tugce-barandan-hurriyet-reklami-yorumu/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 30 Jul 2007 09:15:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>kuzha</dc:creator>
				<category><![CDATA[Alıntı]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.myzest.com/index.php/tugce-barandan-hurriyet-reklami-yorumu/</guid>
		<description><![CDATA[

]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<p class="sayac_bilgi"></p>
<p><a href='http://www.myzest.com/index.php/tugce-barandan-hurriyet-reklami-yorumu/6jpg/' title='6.jpg' rel='shadowbox[sbpost-133];player=img;'><img src='http://www.myzest.com/wp-content/6.kucukresim.jpg' align=left alt='Tuğçe Baran'dan Hürriyet Reklamı Yorumu' /></a>Bizim yüzde 46.6 isimli bir kardeşimiz yok muydu?<br />
Hürriyet’in yeni reklamı pek manidar! “Kavga etsek de biz bir aileyiz tıpkı Türkiye’ye gibi” deyip bir adet beyaz Türkten, bir adet kara Türkten, bir adet entel Türkten, bir adet emekli Türkten ve bir adet ev kadını Türkten oluşan bir aile oluşturmuşlar. Manasızca kavga edip birbirlerini aşağılıyorlar ama sonra aynı sofraya oturuyorlar vs vs. Tıpkı Türkiye gibi falan filan.</p>
<p>İyi güzel ama bizim bir de “yüzde 46.6” isimli bir kardeşimiz yok muydu? Hani başında örtüsü olan? Hani bazılarımızın sinirini hoplatıp duran?</p>
<p>Ailenin yarısını oluşturmaları gerekmiyor muydu?</p>
<p>Sofrada en az iki kişiyle temsil edilmeleri gerekmiyor muydu?</p>
<p>Nerede onlar?    <span id="more-133"></span></p>
<p>Reklam çekimi sırasında tatilde mi çıkmışlardı?</p>
<p>Yoksa akşam namazını mı kılıyorlardı?</p>
<p>Yoksa yoksa emekli memur babaları cezalandırmış mıydı onları? “Sizin son zamanlarda diliniz pabuç gibi oldu, yok size yemek memek!” mi demişti? (Baba yoksa emekli bir albay mıydı?)</p>
<p>Şermin Topçu blogunda pek güzel yorumlamış reklamı. Reklamcılar beyaz Türk olduğu sürece Türkiye ailesinin fertlerinden haberdar olamazlar diye.</p>
<p>Fakat ben topu sadece reklamcıya atamıyorum. Hele ki seçimlerden sonra yüzde 46.6 isimli aile ferdimizden haberdar olmamak için harbi şapşal olmak lazım.</p>
<p>Reklamcı mıdır müşteri midir burada ailenin yarısını yok sayan tümüyle şüphe içindeyim. Hürriyet gazetesinde baş örtülü bir kadının fotosu bir skandal olmadığı sürece çıkmaz zira. (“Bakan, türbanlı eşini aynı masaya oturttu!” “Türbanlı doktor hastayı muayene etmedi!”) Reklamında niye oynatsın?</p>
<p>Hani gerçekçi bir aile yapmak gerekirse en az iki buçuk tane AKP’li lazımdı aileye. Hadi güzel hatırınız için yarımı atayım iki tam yapayım. Ve lakin bir tanecik bile konmamış.</p>
<p>Tabii gerçekçilik diyorsak bu durumda entel kızın mesela sadece parmağının görünmesi gerekirdi, o da ayrı bir konu. Kitap okuyan entellerimizin oranı koca bir ailenin yarım parmağı kadar bile etmez çünkü.</p>
<p>Beyaz Türk de o durumda sadece belden yukarısının,</p>
<p>fanatik kardeşimizden de bir buçuk tane falan olması</p>
<p>gerekirdi.</p>
<p>Tamam çok gerçekçi olmayalım, insanları kesip biçmeyelim eyvallah da “yüzde 46.6” da pek kolay unutulacak bir “fert” değil yani.</p>
<p>Tesettürlü modern kızlar, genç kadınlar asabınızı bozuyorsa hiç olmazsa geleneksel anne, o da fazla geliyorsa geleneksel bir babaanne figürüyle bir şekilde temsil edilemez miydi “yüzde 46.6”mız?<br />
***</p>
<p>YOKSA BABAANNE DE Mİ CEZALIYDI? O da mı o meşum gecede aç kalanlardandı? Hay Allah.. Ne despot bir babaymış&#8230;</p>
<p>Tuğçe Baran<br />
tugce.baranotti@gmail.com</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.myzest.com/tugce-barandan-hurriyet-reklami-yorumu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gözün Aydın Türkiye! A.B.D. Bir Dönem Daha İktidar!</title>
		<link>http://www.myzest.com/gozun-aydin-turkiye-abd-bir-donem-daha-iktidar/</link>
		<comments>http://www.myzest.com/gozun-aydin-turkiye-abd-bir-donem-daha-iktidar/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 Jul 2007 19:54:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Aydın</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ak Parti]]></category>
		<category><![CDATA[Akp]]></category>
		<category><![CDATA[Alıntı]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.myzest.com/index.php/gozun-aydin-turkiye-abd-bir-donem-daha-iktidar/</guid>
		<description><![CDATA[

Yalandan bir seçimle, tüketilmiş bir ülkenin üzerine yeni ve hayırlı bir iktidar kurulabileceğini düşünenler yanılıyorlar&#8230; Memleketimizin yıllar evvel &#8211; belki yüz yıl- karartılmış ufkuna, seçimle birlikte aydınlık ve sıcaklık yayan bir güneşin doğacağına inananlar fazlaca ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<p class="sayac_bilgi"></p>
<p><a href='http://www.myzest.com/gozun-aydin-turkiye-abd-bir-donem-daha-iktidar/gozun-aydin-turkiye-abd-bir-donem-daha-iktidar/' rel='attachment wp-att-132' title='Gözün Aydın Türkiye! A.B.D. Bir Dönem Daha İktidar!'><img src='http://www.myzest.com/wp-content/tammuz-akp-abd.JPG' align=left alt='Gözün Aydın Türkiye! A.B.D. Bir Dönem Daha İktidar!' /></a>Yalandan bir seçimle, tüketilmiş bir ülkenin üzerine yeni ve hayırlı bir iktidar kurulabileceğini düşünenler yanılıyorlar&#8230; Memleketimizin yıllar evvel &#8211; belki yüz yıl- karartılmış ufkuna, seçimle birlikte aydınlık ve sıcaklık yayan bir güneşin doğacağına inananlar fazlaca iyimserler&#8230; İnsan gerçeğinin yok sayıldığı, seçilen hükümetlerin insanı bir kenara koyup ekonomik istatistiklere, alacaklılarına ve kendisi iktidar yapan erklere hizmet ettiği bu topraklarda, seçimin aslında sadece bir aldatmaca, kaliteli kurgulanmış bir senaryo ve toplum mühendisliği örneklerinin dahiyane bir biçimde uygulandığı bir atölye olduğu gerçeğiyle yüzleşmek zorundayız&#8230; Eğer bu yüzleşme esaslı bir biçimde yapılamazsa, daha uzunca bir süre &#8211; belki yüz yıl- aynı boyunduruğa bağlı boyunlarımız, sadık bir koyun gibi sömürgeci, ırkçı emperyalistlere hizmet etmeye devam edecek&#8230; <span id="more-131"></span></p>
<p>Sultan II. Abdulhamid Han&#8217;ın, I.Meşrutiyet&#8217;i ilan etmeye mecbur edilmesi başladı aslında pekçok şey&#8230; Meşrutiyet, denilenin ne manaya geldiğini bilmeyen halka, meşruti bir rejimin ne yapması gerektiğini bilemeyecek kadar saf meclis üyeleri tarafından hazırlanan Kanun-i Esasi ise, oyunun ilk perdesinin yazıldığı sayfalardı. Ne var ki dirayetli ve siyasi öngörü sahibi, bilge Padişah Sultan Abdulhamid Han, Meşrutiyet oyunu ile varılmak istenen yerin ne olduğunu idrak eder etmez, bu tehlikeli denemeye bir son verdi ve meclisi bilinmeyen bir süre zarfında tatil ettiğini ilan etti&#8230; Sonrasında ise bu ülkenin yüzü batıya dönük ve kalbine zulmün gölgesi düşmüş aydınlarının istibdat, benim ise devr-i hürriyet dediğim uzunca bir dönem boyunca memleketin ve Müslümanların menfaatini muhafaza eden bir irade ile yönetildi bu topraklar&#8230;</p>
<p>1909&#8242;da Sultan II. Abdulhamid&#8217;in, sırf kan dökülmesin ve zorlu bir dönemeçte ülke iç savaşa sürüklenmesin diye bir daha Meşrutiyet&#8217;i ilan etmesiyle film koptu&#8230; Sonrası laf-ı güzaf&#8230; İttihat ve Terakki&#8217;nin, tefrika ve irtica yaygaları arasında kayolup giden Osmanlı&#8217;nın enkazının küllerinden doğan yeni bir devletti Türkiye Cumhuriyeti&#8230;</p>
<p>Yönetim biçimi anayasal planda &#8220;Cumhuriyet&#8221; olacak gözüken ve fakat esasında meşruti monarşinin aynadaki aksi misali monarşik/oligarşik cumhuriyet olarak vasıflandırabileceğimiz genç devletin halkı yok sayarak kurduğu yönetim, ilk çok partili seçimde, Demokrat Parti&#8217;nin iktidara gelmesi sonucu &#8220;Halk Muhtırası&#8221; ile değiştirilmiş oldu. Ne hazindir ki, halk muhtırası ile halk tarafından muktedir kılınan Demokrat Parti, ülkeyi halkın yüzünü güldüren bir anlayışla değil, Amerika Birleşik Devletlerinin yüzünde güller açtıran bir anlayışla idare etti. Daha açık bir ifade ile, halkın Cumhuriyet Halk Fırkasından bezmişliği, baskılardan sıkılmışlığı ve ekmek karnelerinden bunalmışlığının üstüne, bir umut güneşi olarak doğan Demokrat Parti, esasında Amerika Birleşik Devletlerini Türkiye&#8217;de temsil eden delegelerce oluşturulmuş bir partiden başka birşey değildi. Ancak halk ülkeyi, sömürgeci zihniyetin uzantılarıyla yöneten bu iktidarı tam on yıl boyunca, kendisi için memleketi idare eden kahramanlar olarak görmekten vazgeçmedi. Ta ki, iktidar, Amerika Birleşik Devletleri için yeteri kadar işlevsel olamayacak hale gelene kadar. Sonrasında Amerika Birleşik Devletleri&#8217;nin alternatif olarak sunduğu askeri yönetim, sosyalist esintili özgürlükçü anayasa vs&#8230; Millet, herşeyin kendisi tarafından tespit edildiğini zannederken aslında önüne tercih edeceği seçenekleri yazan gücü görmek dahi istemedi&#8230; Dahası hiç kimse seçenekleri yazanın A.B.D.&#8217;den başkası olmadığı söylemedi bile&#8230;</p>
<p>İngilizlerin ve Amerikalıların istememesine rağmen Kıbrıs&#8217;a giren ve müstakil davranmaya çalışan birkaç hükümet hariç, 27 Mayıs, 31 Mart, 12 Eylül üçgeninde mekik dokuyan hükümetler de yine A.B.D. menfaatlerini Türkiye&#8217;de korumaya söz vermiş, bu misak üzerine bina edilmiş iktidarlardı. Çünkü ne vakit halk, mevcut iktidardan rahatsızlık duyup yeni bir çıkış arasa, yeni bulduğu parti, eskisinden farklı bir siyasi fikrin mümessili dahi olsa, A.B.D. çıkarlarını koruma hususunda en ufak bir gevşeklik göstermemesi kimse tarafından garipsenmedi uzunca bir süre&#8230;</p>
<p>12 Eylül sonrasında, darbeci zihniyete karşı halkın sığındığı liman olan ANAP&#8217;ın da, darbecilerden daha az Amerikancı olmadığı ancak Özal&#8217;ın vefatından yıllar sonra anlaşılabildi. Yani Sunalp Paşa&#8217;dan farklı bir siyasi duruşun ve halka daha yakın sivil bir hareketin lideri olan Özal&#8217;ın, yıllar boyu bu ülkede yaptığı işlerin A.B.D.&#8217;nin bölgedeki elini güçlendirdiğini söyleyebilecek kadar akil bir adam dahi çıkamadı ortaya&#8230; Özal, A.B.D. nezdinde iş göremez raporlu bir Cumhurbaşkanı olarak vasıflandırılıp katledilmeden evvel, alternatif olarak özgürleştirilmiş medya tarafından piyasaya sürülen hareketlerin tamamı, Refah Partisi hareketi müstesna olmak üzere, Amerikan çıkarlarının müdafii olmayı, memleketin salah bulmasından mühim görüyorlardı&#8230; 1995&#8242;e kadar sürüp giden iktidarlar da, efendilerine sadakat hususunda en ufak bir sıkıntı dahi çıkarmadılar, hatta öyle ki Gümrük Birliği anlaşması ile kendi tüccarlarının ellerini ve kollarını bağlayıp, yabancı tüccarların ayaklarının altına kırmızı halılar serdiler&#8230; Gelgelim, 1995 seçimlerinde halk kendisinden beklenilemeyecek olanı yaptı ve anketlerde kayıpları oynayan Refah Partisi&#8217;ni sandıktan birinci parti olarak çıkardı&#8230; Durum, bu kez ciddiydi ve A.B.D. başarısızlıkla sonuçlanan bir denemenin ardından, Milli bir iktidarı ringe çıkarıp, halkın gözleri önünde döverek, halkı bir daha böyle birşeye yeltenmemesi için uyarmaya karar verdi. Nitekim, milli duruşun merkezini temsil eden, Refah Partisi on bir ayda A.B.D.&#8217;ye karşı anlamlı ve örnek bir mücadele vermesine rağmen, A.B.D.&#8217;nin alternatif iktidar gücü olarak yedekte beklettiği Ordu&#8217;nun devreye girmesiyle kenara konuldu, 28 Şubat denen süreçle birlikte A.B.D. bir yandan ekonomik piyasalara hakim olurken, bir yandan da Millet-Devlet gerginliğinden istifade kendi nezdinde bozulan siyasi durumu lehine değiştirmekten geri durmadı&#8230;</p>
<p>Ancak halkın huysuzlanmaya başlayıp, yeniden milli bir iktidar istemesiyle birlikte planda küçük bir değişikliğe gidildi ve halkın önüne, halkın 28 Şubat karşıtlığının ürünü olarak lanse edilen, eski Amerikan karşıtlarından kurulu bir alternatif çıkarıldı: A.K.P&#8230; Esasen, 28 Şubat karşıtı İslamcıların yoğun desteğiyle tek başına iktidar olan Tayyip Erdoğan,4,5 yıllık süre zarfınca kendisi cezaevinden alıp başbakanlık koltuğuna oturtan efendilerine sadakatle hizmet etti&#8230; Bu hizmetin ayrıntıları ortaya çıktıkça, Amerikan karşıtı İslamcıların iktidara kırgınlığı arttı&#8230; İnsan sevdiğine kırılırmış ya, Cumhurbaşkanlığı seçim süreci ve 27 Nisan sözümona muhtırası ile bu kırgınlığın yerini önü alınmaz bir sevgi seli alıverdi&#8230; Eskisinden daha güçlü bir A.B.D. İktidarı için gerekli bütün taşlar gereken yerlere konmaya başlanmıştı artık&#8230; Irak işgaline A.K.P. tarafından verilen destek, 28 Şubat yasaklarının hiçbirisinin kaldırılmaması hatta ağırlaştırılması da dahil bir sürü mesele bir anda gündemden çıktı ve İslamcılar da dahil neredeyse bütün muhalif duruşlar, perde önündeki A.K.P.&#8217;ye dolayısıyla A.B.D.&#8217;ye ve bölgedeki hedeflerine şartsız bir destek vermeye başladılar&#8230;</p>
<p>Geldik 22 Temmuz&#8217;a&#8230;Seçim sonuçları ile anlaşıldı ki A.B.D. bir önceki döneme göre daha güçlü bir şekilde iktidar&#8230; Artık A.B.D.&#8217;nin bölge taşeronluğunu üstlenen firma daha zengin&#8230; Artık A.B.D.&#8217;nin bölge menfaatleri daha canhıraş bir şekilde savunulacak&#8230; Artık demokratik kazanımlar, yasakların kalkması, özgürlükler vs. gibi meseleler gündemi dahi meşgul etmeyecek&#8230; Çünkü halk her zaman olduğu gibi, aynada gördüğünü gerçek zannedip, aynayı tutan ellerdeki kire pasa bakmamış ve A.B.D.&#8217;ye bir dönem daha iktidar yolunu açmıştır&#8230; Bütün bu sebeplerden ve sonuçlardan müteşekkil seçim oyununu ve seçim oyuncularını bir kez daha tebrik ediyor ve &#8221; Gözün Aydın Türkiye! A.B.D. Bir Dönem Daha İktidar!&#8221; spot cümlesiyle seçimlere yönelik bakışımı özetlemeyi ve bunu da halka güvenmiş olmamım hayal kırıklığı ile birleştirip bir trajedi olarak halkımın demokratik değerlendirmelerine bırakmayı uygun buluyorum&#8230; Gözün aydın elleri nasırlı ve yüreği yangın yeri halkım, kendi elinle bir kere daha düşmanlarını iktidar yaptın! Gözün aydın halkım, bir kez daha kendi felaketine oy verip, bölgeyi cehenneme çevirmek isteyenlere verdiğin destekle cehenneme bilet kestin! Gözün aydın olsun, biz Irak&#8217;ın üç yıl içinde A.B.D. imparatorluğunun eyaleti haline geldiği bir zaman dilimini gördük, çocuklarımıza ve torunlarımıza Türkiye&#8217;nin de A.B.D.&#8217;nin bir eyaleti olduğu günleri görmeyi bahşettin ellerinle!</p>
<p>Kaynak: <a href="http://tefekkuraynasi.blogcu.com">tefekkuraynasi.blogcu.com</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.myzest.com/gozun-aydin-turkiye-abd-bir-donem-daha-iktidar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Saadet Partisi&#8217;nden Tarihî Uyarı!</title>
		<link>http://www.myzest.com/saadet-partisinden-tarihi-uyari/</link>
		<comments>http://www.myzest.com/saadet-partisinden-tarihi-uyari/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 21 Jul 2007 20:30:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Aydın</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.myzest.com/index.php/saadet-partisinden-tarihi-uyari/</guid>
		<description><![CDATA[

Allah nasip ederse yarın sandık başına gidip, gelecek beş yıl süreyle sizi, yani Türkiye’yi kimin yöneteceğine karar vereceksiniz.
Oy vermek, aynı zamanda yapılacak olan işlere ortak olmaktır.
Refah Partisi iktidarından sonraki on bir yıl içinde, oy verdiğiniz ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<p class="sayac_bilgi"></p>
<p><img src="http://www.saadetfatih.org/img/amblem/saadet_partisi_amblem_kucuk.gif" align=left alt="Saadet Partisi" />Allah nasip ederse yarın sandık başına gidip, gelecek beş yıl süreyle sizi, yani Türkiye’yi kimin yöneteceğine karar vereceksiniz.<br />
Oy vermek, aynı zamanda yapılacak olan işlere ortak olmaktır.<br />
Refah Partisi iktidarından sonraki on bir yıl içinde, oy verdiğiniz insanların hangi icraatları yaptığını tek tek deneyerek gördünüz.<br />
Çok tarihi bir seçimin arifesinde biz, son kez, kardeşlik vazifemizi yapıyoruz.<br />
Yaklaşık bir buçuk aydır gece gündüz demeden çalışarak, bunların on bir yıl içerisinde Türkiye’mizi;</p>
<p><strong>Ekonomik yıkımla,</p>
<p>Dış politika faciasıyla ve</p>
<p>Manevi tahribatla</strong></p>
<p>ırkçı emperyalistlerin yumuşakça yutabileceği lokma haline getirdiklerini bütün delilleriyle sizlere anlattık.</p>
<p>Bunların hepsini 45 yıldır defalarca denediniz.</p>
<p>Ne zaman Millî Görüş dışındakileri işbaşına getirdinizse, var güçleriyle Türkiye’mizi yukarda sıraladığımız üç büyük sıkıntıyla, üç büyük yıkımla karşı karşıya getirdiler.</p>
<p>Her seferinde Millî Görüş sizin oylarınızla yeniden iktidara gelerek bu yıkımları bir bir ortadan kaldırıp Türkiye’yi normalleştirdi.</p>
<p>Seçime girecek siyasi partiler bir aydır meydanlarda sözlerini söylediler.</p>
<p>Bunların içerisinde:</p>
<p>Ekonomik yıkımı durdurmak için; “Biz IMF ile çalışmayacağız. Biz borç almayacağız. Biz haksız vergi ve zamlarla milletimizi ezmeyeceğiz. Biz Cenab-ı Hakk’ın aziz milletimize verdiği nimetlerle ekonomik kalkınmamızı gerçekleştireceğiz” diyen partiye rastladınız mı?</p>
<p>Dış politika faciasını durdurmak için, sizin inancınızın ne emrettiğinden, sizin ecdadınızın ne yaptığından bahsedenine hiç rastladınız mı?</p>
<p>Bu partilerin herhangi birisinde “Manevi Tahribat”a son vermek için en küçük bir samimiyet eseri görüyor musunuz?</p>
<p>Sadece Saadet Partisi çıkıp diyor ki;<br />
<strong><br />
Biz, Önce Ahlâk ve Maneviyat diyoruz.</strong></p>
<p>Biz, bu sömürü düzenini değiştirip yerine adalete dayalı adil bir düzen kuracağız.</p>
<p>Biz, siyonistlerin oluşturduğu bu Zulüm Dünyası’nı yıkıp, onun yerine bütün insanlığın saadetini esas alan Yeni Bir Dünya kuracağız.</p>
<p>Çok önemli bir seçim döneminin son günündeyiz bugün.</p>
<p>Allah şahid olsun ki, hiçbir dünyalık kaygı taşımadan, elimizden geldiği, gücümüzün yettiği kadar size karşı kardeşlik vazifemizi ifa etmeye çalıştık.</p>
<p><strong>Sizi son kez uyarıyoruz: Oyunuzu Türkiye’ye verin. Oyunuzu kendinize verin. Oyunuzu Saadet Partisi’ne verin.</strong></p>
<p><embed src="http://www.milligazete.com.tr/banners/boyle-gitmez.swf" quality="high" pluginspage="http://www.macromedia.com/go/getflashplayer" type="application/x-shockwave-flash" width="468" height="60"></embed></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.myzest.com/saadet-partisinden-tarihi-uyari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Saadet&#8217;ten Horoz Dövüşü Broşürü: Bırak Horozlar Dövüşsün&#8230; Sen Vicdanının Sesini Dinle!</title>
		<link>http://www.myzest.com/saadetten-horoz-dovusu-brosuru-birak-horozlar-dovussun-sen-vicdaninin-sesini-dinle/</link>
		<comments>http://www.myzest.com/saadetten-horoz-dovusu-brosuru-birak-horozlar-dovussun-sen-vicdaninin-sesini-dinle/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 13 Jul 2007 08:32:00 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Aydın</dc:creator>
				<category><![CDATA[Alıntı]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.myzest.com/index.php/saadetten-horoz-dovusu-brosuru-birak-horozlar-dovussun-sen-vicdaninin-sesini-dinle/</guid>
		<description><![CDATA[

Saadet Partisi Erbakan&#8217;ın şu günlerde yaptığı konuşmalar ile AKP&#8217;yi salladı.Ve hemen arkasından siyasi tarihe geçecek hamlesini yapıyor.
Saadet Partisi AKP ve Milli Görüş farkını detaylı bir şekilde broşüre taşıdı.Broşür e-mail ile 20 milyon kişiye ulaşacak.


Tam Sayfa ...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<p class="sayac_bilgi"></p>
<p><a href='http://www.myzest.com/index.php/saadetten-horoz-dovusu-brosuru-birak-horozlar-dovussun-sen-vicdaninin-sesini-dinle/saadetten-horoz-dovusu-brosuru-birak-horozlar-dovussun-sen-vicdaninin-sesini-dinle/' rel='attachment wp-att-126' title='Saadet’ten Horoz Dövüşü Broşürü: Bırak Horozlar Dövüşsün… Sen Vicdanının Sesini Dinle!'><img src='http://www.myzest.com/wp-content/temmuz_horoz_dovusu_brosuru.kucukresim.jpg' align=left alt='Saadet’ten Horoz Dövüşü Broşürü: Bırak Horozlar Dövüşsün… Sen Vicdanının Sesini Dinle!' /></a>Saadet Partisi Erbakan&#8217;ın şu günlerde yaptığı konuşmalar ile AKP&#8217;yi salladı.Ve hemen arkasından siyasi tarihe geçecek hamlesini yapıyor.</p>
<p>Saadet Partisi AKP ve Milli Görüş farkını detaylı bir şekilde broşüre taşıdı.Broşür e-mail ile 20 milyon kişiye ulaşacak.</p>
<p><span id="more-125"></span></p>
<p><embed src="http://www.haberalemi.net/horoz_brosur.swf" quality="high" pluginspage="http://www.macromedia.com/go/getflashplayer" type="application/x-shockwave-flash" width="468" height="351"></embed></p>
<p><a href="http://www.myzest.com/saadetten-horoz-dovusu-brosuru-birak-horozlar-dovussun-sen-vicdaninin-sesini-dinle.htm">Tam Sayfa İzlemek İçin Tıklayın&#8230;</a></p>
<p>Kaynak: http://www.haberalemi.net</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.myzest.com/saadetten-horoz-dovusu-brosuru-birak-horozlar-dovussun-sen-vicdaninin-sesini-dinle/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

