25 Tem
Gönderen: Aydın, Kategori: Alıntı, Güncel, Akp, Ak Parti, 463 defa okunmuş.
Yalandan bir seçimle, tüketilmiş bir ülkenin üzerine yeni ve hayırlı bir iktidar kurulabileceğini düşünenler yanılıyorlar… Memleketimizin yıllar evvel - belki yüz yıl- karartılmış ufkuna, seçimle birlikte aydınlık ve sıcaklık yayan bir güneşin doğacağına inananlar fazlaca iyimserler… İnsan gerçeğinin yok sayıldığı, seçilen hükümetlerin insanı bir kenara koyup ekonomik istatistiklere, alacaklılarına ve kendisi iktidar yapan erklere hizmet ettiği bu topraklarda, seçimin aslında sadece bir aldatmaca, kaliteli kurgulanmış bir senaryo ve toplum mühendisliği örneklerinin dahiyane bir biçimde uygulandığı bir atölye olduğu gerçeğiyle yüzleşmek zorundayız… Eğer bu yüzleşme esaslı bir biçimde yapılamazsa, daha uzunca bir süre - belki yüz yıl- aynı boyunduruğa bağlı boyunlarımız, sadık bir koyun gibi sömürgeci, ırkçı emperyalistlere hizmet etmeye devam edecek…
Sultan II. Abdulhamid Han’ın, I.Meşrutiyet’i ilan etmeye mecbur edilmesi başladı aslında pekçok şey… Meşrutiyet, denilenin ne manaya geldiğini bilmeyen halka, meşruti bir rejimin ne yapması gerektiğini bilemeyecek kadar saf meclis üyeleri tarafından hazırlanan Kanun-i Esasi ise, oyunun ilk perdesinin yazıldığı sayfalardı. Ne var ki dirayetli ve siyasi öngörü sahibi, bilge Padişah Sultan Abdulhamid Han, Meşrutiyet oyunu ile varılmak istenen yerin ne olduğunu idrak eder etmez, bu tehlikeli denemeye bir son verdi ve meclisi bilinmeyen bir süre zarfında tatil ettiğini ilan etti… Sonrasında ise bu ülkenin yüzü batıya dönük ve kalbine zulmün gölgesi düşmüş aydınlarının istibdat, benim ise devr-i hürriyet dediğim uzunca bir dönem boyunca memleketin ve Müslümanların menfaatini muhafaza eden bir irade ile yönetildi bu topraklar…
1909′da Sultan II. Abdulhamid’in, sırf kan dökülmesin ve zorlu bir dönemeçte ülke iç savaşa sürüklenmesin diye bir daha Meşrutiyet’i ilan etmesiyle film koptu… Sonrası laf-ı güzaf… İttihat ve Terakki’nin, tefrika ve irtica yaygaları arasında kayolup giden Osmanlı’nın enkazının küllerinden doğan yeni bir devletti Türkiye Cumhuriyeti…
Yönetim biçimi anayasal planda “Cumhuriyet” olacak gözüken ve fakat esasında meşruti monarşinin aynadaki aksi misali monarşik/oligarşik cumhuriyet olarak vasıflandırabileceğimiz genç devletin halkı yok sayarak kurduğu yönetim, ilk çok partili seçimde, Demokrat Parti’nin iktidara gelmesi sonucu “Halk Muhtırası” ile değiştirilmiş oldu. Ne hazindir ki, halk muhtırası ile halk tarafından muktedir kılınan Demokrat Parti, ülkeyi halkın yüzünü güldüren bir anlayışla değil, Amerika Birleşik Devletlerinin yüzünde güller açtıran bir anlayışla idare etti. Daha açık bir ifade ile, halkın Cumhuriyet Halk Fırkasından bezmişliği, baskılardan sıkılmışlığı ve ekmek karnelerinden bunalmışlığının üstüne, bir umut güneşi olarak doğan Demokrat Parti, esasında Amerika Birleşik Devletlerini Türkiye’de temsil eden delegelerce oluşturulmuş bir partiden başka birşey değildi. Ancak halk ülkeyi, sömürgeci zihniyetin uzantılarıyla yöneten bu iktidarı tam on yıl boyunca, kendisi için memleketi idare eden kahramanlar olarak görmekten vazgeçmedi. Ta ki, iktidar, Amerika Birleşik Devletleri için yeteri kadar işlevsel olamayacak hale gelene kadar. Sonrasında Amerika Birleşik Devletleri’nin alternatif olarak sunduğu askeri yönetim, sosyalist esintili özgürlükçü anayasa vs… Millet, herşeyin kendisi tarafından tespit edildiğini zannederken aslında önüne tercih edeceği seçenekleri yazan gücü görmek dahi istemedi… Dahası hiç kimse seçenekleri yazanın A.B.D.’den başkası olmadığı söylemedi bile…
İngilizlerin ve Amerikalıların istememesine rağmen Kıbrıs’a giren ve müstakil davranmaya çalışan birkaç hükümet hariç, 27 Mayıs, 31 Mart, 12 Eylül üçgeninde mekik dokuyan hükümetler de yine A.B.D. menfaatlerini Türkiye’de korumaya söz vermiş, bu misak üzerine bina edilmiş iktidarlardı. Çünkü ne vakit halk, mevcut iktidardan rahatsızlık duyup yeni bir çıkış arasa, yeni bulduğu parti, eskisinden farklı bir siyasi fikrin mümessili dahi olsa, A.B.D. çıkarlarını koruma hususunda en ufak bir gevşeklik göstermemesi kimse tarafından garipsenmedi uzunca bir süre…
12 Eylül sonrasında, darbeci zihniyete karşı halkın sığındığı liman olan ANAP’ın da, darbecilerden daha az Amerikancı olmadığı ancak Özal’ın vefatından yıllar sonra anlaşılabildi. Yani Sunalp Paşa’dan farklı bir siyasi duruşun ve halka daha yakın sivil bir hareketin lideri olan Özal’ın, yıllar boyu bu ülkede yaptığı işlerin A.B.D.’nin bölgedeki elini güçlendirdiğini söyleyebilecek kadar akil bir adam dahi çıkamadı ortaya… Özal, A.B.D. nezdinde iş göremez raporlu bir Cumhurbaşkanı olarak vasıflandırılıp katledilmeden evvel, alternatif olarak özgürleştirilmiş medya tarafından piyasaya sürülen hareketlerin tamamı, Refah Partisi hareketi müstesna olmak üzere, Amerikan çıkarlarının müdafii olmayı, memleketin salah bulmasından mühim görüyorlardı… 1995′e kadar sürüp giden iktidarlar da, efendilerine sadakat hususunda en ufak bir sıkıntı dahi çıkarmadılar, hatta öyle ki Gümrük Birliği anlaşması ile kendi tüccarlarının ellerini ve kollarını bağlayıp, yabancı tüccarların ayaklarının altına kırmızı halılar serdiler… Gelgelim, 1995 seçimlerinde halk kendisinden beklenilemeyecek olanı yaptı ve anketlerde kayıpları oynayan Refah Partisi’ni sandıktan birinci parti olarak çıkardı… Durum, bu kez ciddiydi ve A.B.D. başarısızlıkla sonuçlanan bir denemenin ardından, Milli bir iktidarı ringe çıkarıp, halkın gözleri önünde döverek, halkı bir daha böyle birşeye yeltenmemesi için uyarmaya karar verdi. Nitekim, milli duruşun merkezini temsil eden, Refah Partisi on bir ayda A.B.D.’ye karşı anlamlı ve örnek bir mücadele vermesine rağmen, A.B.D.’nin alternatif iktidar gücü olarak yedekte beklettiği Ordu’nun devreye girmesiyle kenara konuldu, 28 Şubat denen süreçle birlikte A.B.D. bir yandan ekonomik piyasalara hakim olurken, bir yandan da Millet-Devlet gerginliğinden istifade kendi nezdinde bozulan siyasi durumu lehine değiştirmekten geri durmadı…
Ancak halkın huysuzlanmaya başlayıp, yeniden milli bir iktidar istemesiyle birlikte planda küçük bir değişikliğe gidildi ve halkın önüne, halkın 28 Şubat karşıtlığının ürünü olarak lanse edilen, eski Amerikan karşıtlarından kurulu bir alternatif çıkarıldı: A.K.P… Esasen, 28 Şubat karşıtı İslamcıların yoğun desteğiyle tek başına iktidar olan Tayyip Erdoğan,4,5 yıllık süre zarfınca kendisi cezaevinden alıp başbakanlık koltuğuna oturtan efendilerine sadakatle hizmet etti… Bu hizmetin ayrıntıları ortaya çıktıkça, Amerikan karşıtı İslamcıların iktidara kırgınlığı arttı… İnsan sevdiğine kırılırmış ya, Cumhurbaşkanlığı seçim süreci ve 27 Nisan sözümona muhtırası ile bu kırgınlığın yerini önü alınmaz bir sevgi seli alıverdi… Eskisinden daha güçlü bir A.B.D. İktidarı için gerekli bütün taşlar gereken yerlere konmaya başlanmıştı artık… Irak işgaline A.K.P. tarafından verilen destek, 28 Şubat yasaklarının hiçbirisinin kaldırılmaması hatta ağırlaştırılması da dahil bir sürü mesele bir anda gündemden çıktı ve İslamcılar da dahil neredeyse bütün muhalif duruşlar, perde önündeki A.K.P.’ye dolayısıyla A.B.D.’ye ve bölgedeki hedeflerine şartsız bir destek vermeye başladılar…
Geldik 22 Temmuz’a…Seçim sonuçları ile anlaşıldı ki A.B.D. bir önceki döneme göre daha güçlü bir şekilde iktidar… Artık A.B.D.’nin bölge taşeronluğunu üstlenen firma daha zengin… Artık A.B.D.’nin bölge menfaatleri daha canhıraş bir şekilde savunulacak… Artık demokratik kazanımlar, yasakların kalkması, özgürlükler vs. gibi meseleler gündemi dahi meşgul etmeyecek… Çünkü halk her zaman olduğu gibi, aynada gördüğünü gerçek zannedip, aynayı tutan ellerdeki kire pasa bakmamış ve A.B.D.’ye bir dönem daha iktidar yolunu açmıştır… Bütün bu sebeplerden ve sonuçlardan müteşekkil seçim oyununu ve seçim oyuncularını bir kez daha tebrik ediyor ve ” Gözün Aydın Türkiye! A.B.D. Bir Dönem Daha İktidar!” spot cümlesiyle seçimlere yönelik bakışımı özetlemeyi ve bunu da halka güvenmiş olmamım hayal kırıklığı ile birleştirip bir trajedi olarak halkımın demokratik değerlendirmelerine bırakmayı uygun buluyorum… Gözün aydın elleri nasırlı ve yüreği yangın yeri halkım, kendi elinle bir kere daha düşmanlarını iktidar yaptın! Gözün aydın halkım, bir kez daha kendi felaketine oy verip, bölgeyi cehenneme çevirmek isteyenlere verdiğin destekle cehenneme bilet kestin! Gözün aydın olsun, biz Irak’ın üç yıl içinde A.B.D. imparatorluğunun eyaleti haline geldiği bir zaman dilimini gördük, çocuklarımıza ve torunlarımıza Türkiye’nin de A.B.D.’nin bir eyaleti olduğu günleri görmeyi bahşettin ellerinle!
Kaynak: tefekkuraynasi.blogcu.com




(5 out of 5)



(5 out of 5)



(5 out of 5)



(5 out of 5)



(5 out of 5)| |
Yorumunuzu Bırakın