Kalem İle Kelamın Kavgası- Bütün söylediklerimi atlıyorsun, diye azarladı kelam.
bu çıkışı beklemeyen kalem,başını kaldırdı gömdüğü yerden:
-Hayır, bu bir iftira. Ben ki, senin sözlerini yazmak uğruna ne sıkıntılara katlandım. Nankörsün! Neler çektiğimi bilmiyorsun! Dilin kemiği yok ki!.. Ben ise başımı sürte sürte sayfalara, binlece ömür tükettim. Yazıklar olsun, diye karşılık verdi.
Bu çıkışı zaten bekleyen kelam, söylenmemiş sözlerin acısını çıkarmak için sadece derin bir “âh” çekti ve sustu.
Kalem, kelamla olan sürtüşmelerinden dolayı asla görevini aksatmazdı.
“Ah” yazıverdi o nemli sayfalardan birine. Başını kaldırdı sonra. Yazdığına baktı, içine, bir sıkıntı sokuldu kıvrılarak. “Ah” yazdı tekrar. Tekrar “ah”. Tekrar… tekrar. Olmuyordu işte. Bir eksiklik vardı. Kelamla göz göze gelmekten kaçındı. “Acaba, gözlerimdeki çöpü(ah) gördü mü” diye düşündü ve iyiden iyiye başını gömdü.
Kelam, muzır bir çocuk gibi tekrar bir “ah” çekti.
……………………
……….

-Söz uçar, yazı da. Kaybolmayan tek şey kelimeler arasında bıraktığım boşluktur. O boşluklar benim “ah”ımdır, dedi kalem.
Ve sustu. Ardında büyük boşluklar bırakarak yazdı gitti.
( devamı gelecek )