sonsuzluk-yolculugu.jpg1- EVRENLERİN SİSTEMATİĞİ

Madde-Nur çizgisi

“Nur,” bilimin bilmediği, maddi ölçütlerle tanımlayamadığımız dini/tasavvufi bir terimdir. Nuru madde üzerinde düşünerek kavrayacağız.

Somutlukta algıladığımız, üç boyutlu uzayda yer kaplayan fiziksel vücutlara madde diyoruz. Çok eski bilime göre, madde “hava, ateş,toprak ve sudan” oluşuyordu. Modern bilim, maddeyi 92 adet temel elementler halinde sınıflandırdı. Zamanla elementlerin moleküllerden, moleküllerinde atomlardan oluştuğu anlaşıldı. Modern fizik atom altını keşfedince, atomun elektron, nötron, proton parçacıklarından oluştuğunu anladı. Maddenin temelindeki her somut tanecik, daha küçük taneciklerden yaratılmıştır. Dev hızlandırıcı laboratuarlarda atom içinde yüzlerce yeni tanecik keşfediliyor.

Yoktan varlığa çıkan evren, dalgalardan üretilen birbirine dönüşebilir gerçek veya hayali/sezilgen taneciklerden yaratılmıştır. Enerji dalgaları, çevrelerinde uzay oluşturacak şekilde döndüğünde gerçek, uzay oluşturmadığında da sezilgen/hayali olmaktadır.

Sezilgen taneciklerin ortak adi bozondur; foton, graviton, gluon ve benzeri örnekleri vardır. Bunların bir kısmı doğa kuvvetlerini temsil eden varsayımsal taneciklerdir. Görünmezler, uzayda hacimleri yoktur. Doğa kuvvetleri olarak bilinen elçi parçacıklardır; dolgu maddesi gibi bekleyen gerçek parçacıkları örgütleyip şekillendirmekte çalışırlar. Bunların foton (ışık) gibi bazı gurupları ise hacimsizliklerine rağmen görünüp algılanabilir. Hepsinin özelliği aynı yerde etkileşmeden bulunabilmeleri ve birbirlerinin içerisinden geçebilmeleridir. Yüzlerce radyo dalgasının her hava molekülünden karışmaksızın geçişinin sırrı budur.

Gerçek madde denen fermiyonlar ise; atom altındaki kuarklar, leptonlar, baryonlar, mezonlar, hadronlar, hiperonlar gibi taneciklerdir. Kendimizi cisim biçiminde algılamamızın sebebi bunlardır. Bunları gerçek, diğerlerini sezilgen /hayali yapan, “spin” denen dönüşlerindeki farklılıklarıdır. Döngüleri tam sayılı tanecikler sezilgen maddeler, kesirli olanlar da gerçek maddelerdir.

Taneciklerin dönüş şekilleri, uzaya, gerçeğe çıkmalarına, uzayda hacim işgal etmelerine yo açıyor. Bilimin yeni bulduğunu Mevlana şöyle açıklar: “Bu evren yönü olmayan mekansızlıklar âleminden meydana gelmiş; bu evrene mekânsızlık âleminden bir mekân verilmiştir” (Mesnevi c.2 s.53)

Mekansızlıktan mekana gelen, fermiyon türü taneciklerden yapılan madde, uzaydaki yerini başkasıyla paylaşmaz. Buna pauli dışarılama ilkesi diyorlar. Örneğin asılları fermiyon olan atomlardan yapılı ellerimiz birbirinin içerisinden geçemezler. Toprağa basınca içine akmayız. Ayağımız duvarın içerisinden geçmez.

Sezilgen maddeler, örneğin ışık bu ilkeye uymaz. Ellinizi ışığın içerisinden geçirebilirsiniz; iki ışık parıltısı birbirlerinin yollarını engellemeden içlerinden geçebilir. Cam bardak sezilgen taneciklerden yapılsaydı, onu tutamazdık.

Muhteşem inceliklerden birisi, her bir atomun içerisinde Samanyolu galaksisinden çok daha karmaşık sistemlerin bulunduğunun anlaşılmasıdır. Tek bir atomun içerisinde neler olduğunu anlatan yüzlerce cilt kitap üretildi. Diğer incelik de, aynı enerjiden, bazıları gerçek/cisim gibi algılanan, ,bazıları da sezilgen/hayal gibi birbirinin içerisinden geçen farklı maddi yapıların yaratıldığının görülmesidir.

Taneciklerin sonunu getiremeyen kuantum fiziği, maddenin tanecik biçimindeki yapıtaşlarından oluştuğu fikrini değiştiriyor. Planck ölçeği denen 10 üzeri -33 santimlik uzay kesitlerine kadar inildi. Maddenin, böylesi kesitçiklerden geçen enerji dalgalarında örüldüğü anlaşıldı. Yani aslında madde kum gibi tanecik temeline değil, rüzgar gibi dalga temeline dayanıyor.

Kuantum teorisine göre, maddenin temeli, kuantum enerji paketlerinin titreşimidir. Maddesiz, vücutsuz bir enerji denizinde yaşanan manyetik titreşimler melodisinden, o en küçüğünden büyüğüne doğru değişen inanılmaz parçacıklar üretiliyor. Doğduktan biraz yukarda fotonu ve diğer parçacıkları oluşturuyorlar.

Foton (ışık), kütlesi sıfır olan; saniyede 300 bin km hızla giden en küçük dalga/parçacıktır. Gerçek cisim tanecikleri de ışık gibi aynı temele dayanıyor. Gezegenleri yıldızları ve galaksileri oluşturan madde, enerji dalgalarından üretilen taneciklerdir. Durağan görünen bedenimizin temelinde, sayısız foton süper hızla akış halindedir. Bedenimiz, ışık hızında gerçekleşen bir dalga akışıdır.

Vücudumuz kuantum dalgalarından örülen tanecilerden, onlardan örülü atomlardan, onlardan örülü moleküllerden ve onlardan örülü hücrelerden yapılmıştır. Işık hızındaki fotondan örülen tanecik yavaşlar; onlardan örülen atom daha da yavaşlar. Böylece örgü elementlere, kayalara kıtalara, gezegenlere, galaksilere ulaşır. Yerinde duruyor gibi görünen her madde, bedeninin derinlerinde baş döndürücü titreşimleri, fırtınaları, uçuşmaları gizlemektedir.

Maddenin aslı, süper hızlı enerji dalgalarıdır. madde aslında enerjidir; ama, ilginçtir ki enerjinin maddi vücudu yoktur. Sobanızda yaktığınız odunlar kül olup havaya uçar. Kütlesi enerjiye, yani evinizdeki maddenin atomlarında yaşanan titreşime/ısıya dönüşür. Odun yanarak yok olur; karşılığında sadece çevresindeki maddeleri titreştirir.

Maddenin aslı, vücutsuz enerji dalgalarıdır. Enerji vücutsuz bir hayal, bir varsayımdır. Evrenin tüm enerjisi vücutsuz bir zerreye sıkışabilir. Mevlana bu sırra tanıklık ederek, “sen bütün bir evreni hayal üzere yürür gör.” Diyor. Arabi’ye göre de, evren “bir tür” hayaldir; yüzeyden gerçek gibi algılanan maddenin temelinin “gerçek” bir cisimselliği yoktur. Ve aslı, kaynağı nurdur.

Bu temelsizliği artık bilimciler de görmeye başladılar. Cambridge üniversitesinden prof. Martin Ress, evrenin bizden daha akıllı bir uygarlık tarafından yapılmış bir bilgisayar simülasyonu olabileceğini ileri sürdü. Tamam da neden ille de uzaylılar, neden ille de doğa yasaları? Hz. Adem’den (as) beri bizimle konuşan yaratıcı neden değil?

Einstein, E=MC2 formülünü açıkladığında, kütle ve enerjinin “aynı şeyin” iki farklı görünümü olduğunu, sonuçta ikisinin toplamda eşit olduğunu söylemişti. Doğrusu şudur: vücudunu maddi algılarımızla yakalayamayacağımız gizli bir olgu (nur), evrenimizdeki maddenin temelidir.

Madde, atom veya foton, daha derinlerde gizlenen “başka bir şeyin” yüzeydeki farklı görünümleridir. O “şeye” bilim enerji demiştir. Ama bilime göre, madde yoksa, enerji de yoktur. Bilim enerjiyi, maddesizlikten ve enerji üzerinden algılayamaz, açıklayamaz. Çünkü günümüz biliminin tek kriteri maddedir; fizik ötesini reddettiği için, maddenin yoktan kendiliğinden geldiğinin düşünüyor.

Işık hızı maddenin temel hızıdır ve evrensel sabittir. Oysa, ışığın şimdiki hızı büyük patlamadaki hızından düşüktür. Princeton üniversitesinde yapılan bir deney ışığın 300 kat daha hızlı gidebildiğini göstermiştir. Ayrıca, modern fiziğin, takiyon dediği ışıktan hızlı parçacıklar olduğunu varsayması da, vücudun pekala ışıktan hızlı hareket edebileceğini anlatıyor.

Sorun evrenimizin ışık hızına mahkumiyetinin, ışıktan hızlı dalgalardan yaratılmış diğer evrenleri görmemize izin vermemesidir.

İslam’dan anladığıma göre, evrenimiz, yaratıcının “Nurların Nuru” isminden tecelli eden gölgelerden biridir. Kur’an “Allah göklerin ve yerin nurudur:” der. Sözünü ettiğimiz maddesiz enerjinin kaynağı Nurdur ve madde Nurdan gelen gölgedir.

Birbirine, paralel, perdeli pencerelerle bağlanan yüzlerce oda varsayın. Bir odadan güneş ışığı girdiğinde, ötekilere doğru her odada aydınlık azalacak ve son odada karanlığa yaklaşacaktır. Evrenler de böyledir. İlk oda nur ismine ilk bakan evrendir ve onun ardından diğer evrenler dizilir. Biz, Nur isminden doğup azalan nurlardan yaratılan evrenlerin en alt katındaki en az nurlu evrende yaşıyoruz.

Gölge ışıktan doğar. Hiç ışık yoksa gölge yoktur; tamamen karanlık vardır. Yani ışık tarafından trilyon foton varsa, birinci gölgede milyara, ikinci gölgede milyona düşecek ve aydınlık giderek azalacaktır. Bunun gibi, eğer evrenin nur ismiyle bağı kopsa, vücudu yok olur. Gök katları arasındaki bağ kopsa, nehre kurulan baraj gibi, devamındaki nehrin, hayatın, evrenin varlığı söner.

Yaratıcının nur isminden ilk gölge, en yüksek nur enerjisinden yaratılan en üst gök katı oldu. Sonra nur derecesi azaltılarak aşağılara doğru diğer evrenler yaratıldı. Her katta ayrı bir evren ve sakinleri yaratıldı. Kur’an şöyle der: “Göklerde ve yerde ne varsa, ister istemez kendileri de gölgeleri de sabah akşam Allah’a secde eder.” (Rad 15) “onlar, Allah’ın yarattığı herhangi bir şeyi görmüyorlar mı? Bir baksalar ya, gölgeleri sağlarından, sollarından sürüklenerek, Allah’a secdeler ederek dönüp dolaşır.” (Nahl 48)

Mevlana bu gölgelenme çizgisini şöyle anlatır: “Allah nurunun 700 perdesi vardır… her perdenin ardında bir topluluğun durağı yer alır… son saftakilerin gözleri, zayıflıktan ön saftakilerin nuruna (ışığına) dayanamazlar. Ön saftakilerin gözleri de görüş zayıflığı yüzünden daha ön saftakilerin nurunu kaldıramazlar.” (mesnevi c.2, s. 63.)

Son yıllarda enerjinin ışıktan hızlı gidebileceğinin deneylenmesi, bilim için dev bir adımdır. Bu sayede üst katlardaki evrenler hakkında fikir yürütebileceğiz. Hatta belki de ilerde bu tür nur sıçramaları yaparak, üst katlardaki cennet evrenlerini görebileceğiz. Yaratıcı, 300 bin km hızla giden dalgalardan, katında yaşadığımız evreni yarattığı gibi, neden daha hızlı giden dalgalardan paralel evrenler yaratamasın? Yaratmıştır ve biz bu evrende onlarla iç içe yaşıyoruz.

Kur’an, “ Melekler ve ruh Allah’ın arşına ölçüsü elli bin yıl olan bir günde yükselirler.” Der. (nahl 4) bu ayetle denir ki, melekler öyle bir hızda gidebilirler ki, sizin maddenizdeki en yüksek hızda gitseniz, onların bir günde aştıkları mesafeyi, ya da yapabildiklerini, siz 18 milyon günde ancak yapabilirsiniz. Işıktan 18 milyon kat hızlı gitmek nasıl bir olgu?

Bu muhteşem hız, evrenlerin bir ucundan ötekine hayal gibi akmak demektir. Vücudunuzun nur düzeyinin (hız temelinin) iniş-çıkışıyla evren katları arasında hareket edebilirdiniz. Üstteki evrenlere sıçrayabilir veya evrenin bir ucundan ötekine akabilirdiniz. Bunu yapabilseydik, Hz. Peygamber (asm) gibi, bize de cennete gidip gelme yolu açılabilirdi. Güneş’e sizi 8 dakikada ulaştırabilen ışık hızında uçsaydınız, evrenin öteki ucuna 150 milyar yılda varabilirdiniz. Oysa Allah arştan Hz. Cebrail’i (as) Uhud’da zor durumda kalan Hz. Muhammed’e (asm) gönderdiğinde, Cebrail’in yola çıkmasıyla, soluk soluğa Hz. Peygambere (asm) varması bir olmuştu.

Dr. Muhammed BOZDAĞ

Sonsuzluk Yolculuğu

Nesil Yayınları