Tehlikeli Oyun – Nedim Odabaş
Ne diyordu Bedri Rahmi Eyüboğlu: “Ben şairim, karanlıkta gelse şiirin hası, ayak sesinden tanırım, ne zaman bir köy türküsü duysam, şairliğimden utanırım”… Türküler bu toprağın sesidir… Anadolu coğrafyasının sesi-soluğudur… Kültürümüzdür, örfümüzdür, ananemizdir… Çocuk evermedir… Kız alıp, vermedir… Sevdadır…Gurbettir… Hasrettir… Sıladır… Asker yolu gözetlemedir… Heyecandır, coşkudur… Malumaliniz, son dönemde ilginç bir akım başladı… Batılı enstrümanların da kullanıldığı ezgilere, İngilizce sözler giydirerek, türkü söyleme modası… Kafalarını batılı hayranlığıyla bozmuş olan akıl babaları, bu akımı çok tuttular, hatta yere göğe koyamıyorlar. “Çok iyi oldu… Barlarda, pavyonlarda türküler çalınıyor, ne hoş oluyor?” filan gibi yorumlar yapıyorlar. Akımın zirve şarkılarından birisi İbrahim Tatlıses’in okuduğu, “One, Two, Three, Foro” diye başlayıp, “Kop evladım kop” diye ara nakaratlarına argo bir şeyler sıkıştırdığı Ağrı Dağın Eteği’nde türküsü. Geçtiğimiz günlerde bir kuşak programında konuyla ilgili bir tartışmaya denk geldik. Meğer, ismi Türk Halk Müziği’yle özdeşleşmiş, yılların sanatçısı Nuri Sesigüzel de, böylesi bir saçmalığa tevessül etmiş…Kendi kendine İngilizce bir şeyler mırıldanıp duruyor… Bu akımı çok tehlikeli bulduğunu, hatta kültürümüze ihanet olduğunu belirten Anadolu Rock Müziği sanatçısı Kıraç ise, “Gidişat çok tehlikeli” değerlendirmesini yapıyor. Doğru… Gidişat çok tehlikeli… Hatta ne yönü, ne adresi belli değil!…Sürekli yazıyor, gündeme getiriyoruz… Bugün sıcak savaşlarla işgal dönemi sona erdi… Artık, topyekün kültürel işgal dönemi başladı… Dilde, kültürde, örfte, ananede işgal… Önce yabancı dil hayranlığını soktular zihinlerimize… “Pazarlama, ihracat, dünyaya açılım, dünyadan kopmama” dediler, kendi dilimizi unutturdular… Markalarımızın isimlerini, dükkan tabelalarımızı bile değiştirdiler… Tavuk döner oldu, chicken döner… Bol kepçe lokantalarımız oldu, restaurant… Mağazalarımızın ismi oldu Civik Giyim, LC Giyim, MC Giyim… Sokaklara çıktığınızda Türkçe isimli mağaza ismi göremez olduk. Selamlaşmalarımız bile değişti… Allah’ın selamı, “Selamün Aleyküm” unutturuldu, “Heyo, Naber?” geldi… “Byy, Byy” girdi hayatımıza… Şimdi sıra geldi, kültürümüzün temel taşı olan türkülere…Biz, türkülerin türkü gibi seslendirildiği dönemde, şöhretin zirvesini yakalamış Nuri Sesigüzel’in böyle bir şeye tevessül etmesini anlayamadık. Halk Müziği sanatçısı olarak yola çıkan, fakat kültürümüze, örfümüze, ahlak değerlerine nice zararlar veren İbrahim Tatlıses için bir şey diyemiyoruz… O’nu ıslah etmek çok zor… Herşeyi, “Paranın rengiyle” değerlendirdiği ve şöhrete doyduğu için, kültürümüzün temel taşı olan türkülerin deformasyonuyla ilgili O’na birşeyler anlatabilmemiz mümkün değil.
Geçtiğimiz aylarda kendisiyle yaptığımız röportajımızda, Türk Halk Müziği’ni gerçek formuyla okuyan usta sanatçı İzzet Altınmeşe, medyanın kültür deformasyonunda nasıl sorumsuzca hareket ettiğini ve çanak vazifesi gördüğünü teferruatlıca anlatmıştı…TRT’de bile artık “reytingin” kamu hizmeti zihniyetinin önüne geçmeye başladığını dile getirmişti.
Demek istediğimiz şu: Halk Müziğimizle ismi özdeşleşmiş birileri üzerinden sonuçları telafi edilemez bir oyun oynanıyor… Yapılan iş, Halk Müziği’ni uluslar arası arenada tanıtmak, yerel ezgilerimizle evrenselliği yakalamak ise, bunun yöntemi başka bir şey olmalı… Türkülerimizin dilini ve kimliğini bozup, gece kulüplerinde, barlarda, pavyonlarda amaçsız zıpırların oyuncağı haline getirmek hiç kimsenin haddi değildir!!
01/07/2007
Milli Gazete



